Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Bu gidiş nereye?
0:00 0:00
1x
a- | +A

Bayramda sosyal mecrada bir fotoğraf karesi gözüme ilişti.

Manavgat Külliye Camii’nde bayram namazı sonrası bayramlaşma yapılıyordu. Ancak buradaki bayramlaşma merasiminde bir bayan da haberde yazıldığına göre hemen müftü beyin yanında yerini almıştı. Millet de sırasıyla Müftü Beyin, bayanın ve yanında duranların bayramını tebrik ederek sıraya geçiyordu.

Böyle bir garabet evvelce hiç yaşandı mı bilemiyorum ama burada yaşandığına bu vesile ile şahit oldum. Bundan sonra yenileri de yolda olabilir. Yolda olabilir diyorum zira olay normale benzemiyor. Birtakım tuzakların habercisi gibi duruyor!..

Bu ülkenin dinde yeni çığırlar açma, reformist hareketlere girişme projelerinden neler çektiğini çok iyi biliyoruz. Kapıdan kovulanlar bacadan, bacadan kovulanlar pencereden girdi ve İslam’ın ahkamını bozmak için canla başla çalıştı. Anlaşılan aynı heyecanla çalışmalarına devam ediyorlar. Milletimizin, kim olursa olsun bu gibi sinsi adımlara karşı çok dikkatli ve uyanık olması gerekiyor.

Evet hadise Manavgat’ta kılınan bayram namazı sonrasında gerçekleşiyor. Mihrapta duran müftünün yanına başı açık milletvekili Dr. Tuba Vural Çokal hanım da süratle gelerek yerini alıyor ve bayramlaşma başlıyor. Camideki erkek cemaat de bayramlaşma sırasına giriyor.

Bayramlaşmada, neredeyse bütün ilçe resmî protokolünün, bazı siyasi temsilcilerin ve oda temsilcilerinin de bulunması hadisenin rastgele gelişmediğini gösteriyor. Belli ki her şey önceden tasarlanmış. Anlaşılan dinde reform çalışmalarının yeni bir metodu ile daha karşı karşıyayız!.. Bu hareket o kadar çok dinî şiarın bozulmasını barındırıyor ki kahrolmamak elde değil!..

Hadise dinî ibadetin yapıldığı mekânda ve hemen ibadetin akabinde gerçekleşmektedir. Bizzat İlçe Müftüsü cemaatin gözü önünde mihrapta kendine dinen yabancı olan bir bayanla tokalaşmaktadır. Söz konusu bayan ilçe müftüsüyle tokalaşmakla kalmayıp sair erkek cemaatle de tokalaşmıştır. Bu suretle kadın erkek ihtilatına dair pek çok dinî şiar yerle yeksan edilmiştir. Bu hareket birçok haramı içerisinde barındırmaktadır.

Ayrıca konunun muhatabının siyasetçi olması mühimdir. Bir anlamda siyasi dayatma söz konusu olmuş gibidir. Zira sıradan bir bayan olsa, ilçenin dinî otoritesi ve camilerin yönetiminden sorumlu birim amiri olarak Müftü Bey, hemen anında, tatlı bir uyarı veya yönlendirme ile önleyebilirdi. Öyleyse bu hadise planlı mıdır ve gerisinde kim veya kimler vardır? Araştırılmalıdır...

Şunu net olarak ifade edeyim ki dinin ahkamını yerle bir eden bu tip uygulamalar yarınlarda başka yerlere de olumsuz örnek teşkil edecektir. Bu sakat uygulamaların birden olmasa da zamanla yaygınlaşmasından endişe etmekteyim. Zira her bozukluk bir ile başlar. Tabii bu bir organize iş ise yarın mantar gibi çoğalır.

FETÖ’nün bir dönem camilerde kadın erkek karışık namaz kıldırmak ve camileri sıra ve sandalyeler ile doldurmak projelerinin nasıl bir anda yaygınlaştırılmak istendiğini unutmayalım.

Bardakoğlu başlattı, Görmez genişletti

İşin en tehlikeli yönü Diyanet’in böylesi durumlarda sessiz kalması veya bizzat işin içinde bulunmasıdır. Nitekim ne hazindir ki, camilerde kadın cemaatin erkek cemaate karıştırılması furyası, ilk olarak Ali Bardakoğlu’nun DİB Başkanı olarak atanmasından sonra, kadınlar mahfilindeki perdelerin kaldırılması talimatıyla başladı ve öylece ilerledi. Mehmet Görmez’in başkanlığı zamanında ise bu iş daha da ilerledi ve “Haydi kadınlar camiye” kampanyası ile kadınlar âdeta zorla camiye ve cumaya getirilmeye çalışıldı...

Oysaki cuma namazı kadınlara farz değildi, dilerlerse, kendilerine tahsis edilen mahalde adap üzre namaza katılabilirlerdi. O dönemde cami görevlilerine mesai saatleri içerisinde camide nöbet tutma mecburiyeti getirilmişti. Böylece kadınlar istedikleri saatte camiye gelebileceklerdi!..

O sıralar namaz vakti aralarında namazımızı eda edelim diye bir camiye girdiğimizde, caminin ortasında namaz kılan bayanlara bizzat rastlamıştık. Ve bu uygulama, sürekli camide bulunmak zorunda oldukları için iftira ya da bazı gerçek vukuatlarla pek çok din görevlisinin başını yakmıştı… Şimdi o genelge yürürlükte mi bilmiyoruz ama eğer yürürlükteyse eskiden olduğu gibi Diyanet’i, camiyi ve din görevlilerini lekeleyen pek çok vukuata ve iftiraya sebep olacağı aşikârdır.

Geride bıraktığımız Ramazan-ı şerif ayında bazı camilerde, ilçe müftüsünün de bizzat katıldığı ve poz verdiği kadınlı erkekli kutlama ya da eğlence programları düzenlendi. Bu programlar müzikli danslı şenliklere dönüştü ve sosyal medyada büyük tepkilere sebep oldu.

Kadınlar özellikle teravih ve kandil gecelerinde erkek cemaatle karışık olarak ibadete iştirak etmek istediler. Ne var ki burada olan şey ibadet değil haram ve günaha batmaktı. Gerçi bu kişilerin niyeti ibadet değil şovdu ve âdeta yürütülmekte olan tedrici bir plana işaret ediyordu…

Camilerde, geniş kadınlar mahalli bulunduğu hâlde, bazı hafızlık merasimlerinde kadınların arada paravan veya perde olmaksızın erkek cemaatin bulunduğu açık alana alınmaları, dahası namaza da erkeklerle aynı hizada iştirak etmeleri dışarıdaki seküler karma hayatın camiye ve camideki ibadete taşınmak istendiğini düşündürmektedir.

Keza camilerde yapılan merasimlerde, bayan erkân dâhil olmak üzere, resmî protokolün de bu programlarda camide karma vaziyette yer alması, üstelik bu erkânın cemaatin en önünde hususi bir yere protokol ayrımcılığıyla konuşlanması, bunların camiye taşınan geçici koltuklara oturtulmaları, cumhuriyet tarihinin başında yapılmak istenen camilerdeki reformu hatıra getirmektedir. Acaba belli çevreler, yıllar boyu CHP ile yapamadıklarını AK Parti ile mi gerçekleştirmek istemektedirler?!. Bunu yaparken de devlet otoritesini mi kullanmaktadırlar?..

Yanlışa devlet zırhı

Bazı siyasilerin ve kamu erkânının bizzat katıldığı, adı konmadan icra edilse de dini bozma girişimleri olarak kabul edilebilecek uygulamalar konusunda devlet yetkililerinin çok uyanık olması gerekmektedir. Zira burada çok ince bir sinsilik vardır. İşin içinde kamu otoritesinin olması, bu manzaraya itiraz, tepki ve tenkidin de önünü kesmektedir. Diğer bir deyişle, bu tip yanlış girişimlere siyasetçinin veya protokol erkânının katılması ona yapılabilecek itiraz ve tenkide karşı bir çeşit zırh oluşturmaktadır. Uygulamanın başında bizzat müftünün ya da dinî bir temsilcinin bulunması ise işe -sözde- dinî meşruiyet kazandırmaktadır. Müftünün sadece orada bulunması bile fiilî fetva olmaktadır.

Bu ne iştir dediğimizde verecekleri cevap muhtemelen şu olacaktır: “Bir milletvekilinin halkıyla bayramlaşmasına neden tepki gösteriyorsunuz?” Hâlbuki bizim tepki gösterdiğimiz hususlar dinin temel kaidelerinin yıkılmasıdır. Halka göre, milletvekiline göre, cumhurbaşkanına göre din olmaz! Din herkes için aynı dindir ve dinin esaslarına inansın inanmasın herkesin en azından saygılı olması icap etmektedir.

Ayrıca bugün bir milletvekili ile yapılan bayramlaşma yarın her partiden kadın temsilcilerin iştirak edeceği bir hâle de dönebilir. AK Parti Kadın Kolları, CHP Kadın Kollar, MHP Kadın Kolları, DEM Parti Kadın Kolları da meseleye dâhil olursa cami, cami olmaktan tamamıyla çıkar. Zaten reformistlerin hedeflediği de bu değil midir? Çünkü konu bozmaya dönünce herkes koşar adım yerini almaktadır. Nisan ayına sabitlenen "Kutlu Doğum Haftalarını" düşününüz. Neredeyse bütün siyasi partiler, valilikler, üniversiteler, aklınıza gelebilecek her birim katılım sağlıyordu. Hâlbuki yedi yıldır bakıyoruz Cumhurbaşkanlığı hariç müftülükler dışında kimsenin "Mevlid-i Nebi Haftası"ndan haberi dahi olmuyor. İş doğru istikamete yönelince Şanlı Peygamber Efendimizi anmak, hatırlamak yok oluverdi...

Son zamanlarda bir hususun muhafazakâr denen kesimde yaygınlaştığını görmekteyiz. Bu husus cumhuriyetin ilk yıllarındaki yanlışları sahiplenmedir. Sanki CHP yapınca yanlış olan şey başkaları yapınca doğru oluyor! CHP’li olmamak din adına ahkam kesmek hakkını beraberinde getiriyor âdeta. Böyle giderse korkarım ki muhafazakâr denen zümre arasında Türkçe Ezan(!)’ı savunacak tiplerle dahi karşılaşabiliriz!

Olur mu öyle şey demeyin. Son çeyrek asırda olmaz dediğimiz nice şeyler oldu. Öyle ki toplum Kur’ân-ı kerîme kafasına göre mana verenlere bile alıştı. "Aklım kabul etmezse âyet bile olsa reddederim!" diyen hocalar, Ramazan-ı şerif boyunca TV’lerde ahkam kesti.

Bütün bunlar ilk adımla oluyor. Birileri çıkıp bir adım atıyor. "Ne olacak canım, vurdumduymazlığı" devamını artarak getiriyor. Bozmaya ve bozulmaya meyyal olanlar da fırsat kolluyor ve âdeta açılmış bulunan kapıdan "sürü" hâlinde giriyorlar.

Umarız durumun idrakine varılır ve devlet büyüklerimizin ikazıyla bu yanlış ya da yanlış anlaşılabilecek uygulamalara son verilir. Aksi takdirde hepimiz için çok geç olacaktır.

Tabii asıl dikkat etmesi gereken de bizzat bu işlerin başındaki Diyanet İşleri Başkanı ve DİYK üyeleridir. Onların sessiz kalması din adına cinayettir!

TEFEKKÜR

Şekvet-i dâreyne mazhar oldu bulmadı felâh,

Sünnet-i garrâsını her kim anun tahkîr ider.

Şemseddin Sivasi

(İki cihanın bedbahtı olup kurtuluşa eremedi,

Her kim ki Resûl’ün yolunu değiştirip tahkir eder.)

Ahmet Şimşirgil'in önceki yazıları...