BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Bir erkek-bir kadın; iki devrin hikâyesi ve “Kürt sorunu”

 
Bugün bir konuk yazar var bu köşede. Öyle ilginç bir yazı gönderdi ki bugün “Kürt sorunu” diye takdim edilen “şey”i dillendirenlerin, 100 yıl evvel işgal ordularıyla iş tutan Ali Galip’lerin söyleminden ve yaptıklarından farklılaşmadıklarını net biçimde ortaya koyuyor.
Evet, yakın dostum Abbas Yüksel(*)in yazısı 100 yıl farkla bir kadın ve bir erkeğin, eylemleri ve söylemleriyle hayatlarının nasıl aynı noktada kesiştiğini, en çarpıcı ve ders verici nitelikte bize anlatıyor. Yaptığım ufak katkılarla aşağıda.
İlkinin tarihi 1919.
İkincisinin tarihi ise aradan 100 yıl geçtikten sonra; 2019.
 
BİRİNCİ HİKÂYE: AĞA
 
Kendisi Rişvan Aşireti’nin, Adıyaman Kâhta’da yerleşik Zürevkan kolunun lideri; Hacı Bedir Ağa.(**)
İşgal yılları. İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlar; tüm topraklarımızın üzerine çökmüşlerdir. İşgalciler, Mustafa Kemal güçlerini alt edebilmek için Doğu’da aşiretlerle iş birliği yapmayı istemektedir. Bu yüzden İngiliz komutan Binbaşı Noel, katır yüküyle altın karşılığında Hacı Bedir Ağa’dan Mustafa Kemal’e karşı yardım istedi. O kadarla sınırlı değildi teklif:
“Teklifimizi kabul edin, Doğu Anadolu topraklarında bir Kürt devleti kurun. Size, ilaveten istediğiniz kadar para, silah ve takviye asker gönderelim.”
Hacı Bedir Ağa, İşgalcilerle bölgeye gelen İstanbul hükûmetinin temsilcisi Ali Galip’e döner, İngiliz kurmayı Noel’i göstererek:
“Bu mösyöye söyleyin, parasını alıp, defolsun gitsin. Bizim dinimizde kavmiyetçilik (ırkçılık) yoktur. Biz hep birlikte bu vatan ve bu devlet uğrunda çarpıştık, birlikte şehid verdik, birlikte gazi olduk. Yarın Allah’ın huzurunda ben alnımı kara çıkartmam, teklifinizi reddediyorum.
Bu konuşmaya dair bilgi alan Mustafa Kemal Paşa, Hacı Bedir Ağa’yı Millî Mücadele’nin safına çekebilmek için kendisine bir mektup yazdı. Hacı Bedir Ağa, bu mektuba olumlu cevap verdi ve üç bin atlıdan oluşan silahlı gücüyle önce aşiretler arası anlaşmazlıkları sonlandırdı, ardından Fransız işgali altındaki Ayntab’da (Antep, Gaziantep) direnişçileri destekledi şehitler verdi. Bazı kaynaklarda kendisinin şöyle dediği bilinir:
“Fransızların kudurmuşçasına hücumuna, cehennemî top ve mitralyöz bombalarına göğüs geren yiğitleri, metanetle dünyanın mazhar-ı takdiri olan namuslu kadınları bütün irtibatı kesilmiş olduğu hâlde son hayatını yaşıyor. Biz bu İslâm kardeşlerimizin yalnız olmasına tahammül edemeyerek bölük bölük evlatlarımızla Ayntab'a gidiyoruz…”
Bununla kalmadı 1000 kişilik bir kuvvet ile birlikte Urfa savunmasına da katkıda bulundu.
Hacı Bedir Ağa’ya bu kahramanlıklarından dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kırmızı-yeşil şeritli İstiklâl Madalyası verildi.
İstanbul’da Meclis-i Mebusan’ın işgalciler tarafından dağıtılması üzerine Mustafa Kemal Paşa 19 Mart 1920’de seçimlerin yapılmasıyla ilgili bir genelge yayımladı. İşte Hacı Bedir Ağa, Mustafa Kemal’in arzusu üzerine aday oldu ve Malatya Milletvekili seçildi. Ama Meclis’ten izin alarak millî mücadeleye devam etti. Bu yüzden ancak 18 Ağustos 1920’de Meclis’e katılabildi.
TBMM’ye ilk girdiğinde 45 yaşındaydı.
Ve İsmet Paşa… İsmet İnönü yani. Kendisinden bekleneni yaptı.
İsmet İnönü, 3 dönem seçimlerinde Malatya’dan aday oldu. Ama Hacı Bedir Ağa’nın orada gördüğü itibar onu rahatsız ediyordu. Hemen “çare”yi buldu ve okuma-yazma bilmediği gerekçesiyle Hacı Bedir Ağa’nın ismini listeye koymadı. Ama bunu fark eden Mustafa Kemal’e “Kendi istemedi” dedi. Hacı Bedir Ağa’nın torunu Mircan Fırat şöyle anlatır:
“İnönü ‘Hacı Bedir Ağa kendi istemedi’ deyince, Atatürk de ‘İstemese bile sen yazacaktın’ diyerek İnönü’yü azarlıyor. Sonra da dedemi Kars milletvekilliğine aday yazıyor.”
Hacı Bedir Ağa, 1927 yılında Tarsus’taki çiftliğinde hayata gözlerini yumdu.
 
İKİNCİ HİKÂYE: ANNE
 
Yakın geçmiş.
Anne bir sabah uyanıyor, kahvaltıyı hazırlıyor, aile fertlerini de sofraya çağırıyor. Ama bakıyor ki oğlu yatağında yok!
Ateş o vakit bir kor gibi düşüyor ana yüreğine. Çünkü bir dağ daha vardır ama o Hacı Bedir Ağa’nın yaşadığı Adıyaman Kâhta’nın kuzeyindeki Malatya dağları değildir. Anaların korkulu rüyası, evlatlarının katili bir dağdır.
Yıllar sonra oğlunun “dağda” öldüğü haberini alır. Var mı evlat acısını bilen aranızda? Yoksa hiç ses etmeyin.
Yıllar geçer…
Anne yine bir sabah bakar ki, ikinci oğlu da yatağında yoktur! Şiddetle sarsılır. Hâlbuki Mehmet’ini daha bir hafta önce nişanlamışlardır. Yıl 2019’dur.
Ama artık eskisi gibi değildir, devlet vardır ve gücünü hissettirir. Şiddet ve silah tehdidi sokaklarda ve evlerde bir tehdit gölge gibi peşinizden gelmez. Bilir bunu anne ve polise gider. Telefon kayıtları incelenir. Evet, son görüşmeler Diyarbakır HDP il binasını işaret etmektedir. Doğru binaya gider. Sert, aşağılayıcı ve tehditkâr bir ifadeyle karşılanır. Anne kararlıdır, bağırır:
“Oğlum Mehmet’imi siz dağa kaçırdınız, onu almadan şuradan şuraya adım atmam!..”
Bağırarak binanın camlarını taşlayıp indirir. Bununla da kalmaz, HDP binasının önünde oturup oradan ayrılmaz.
HACİRE’dir adı. Medya olayı fark eder ve onu HACİRE ANA diyerek haberleştirir. Hacire Ana HDP binasının önünde günlerce oturur. HDP’li PKK’lıların hakaretlerine uğrar, tehdit edilir. İkinci oğlunu da teröristlere kaptırmak istemeyen Hacire Ana kararlıdır. Kapı duvar olsa da ayrılmaz kapıdan.
HDP’liler sonunda bu meselenin kendilerini dünya çapında rezil edeceğini düşünerek Kandil ile irtibat kurarlar her zamanki gibi ve Hacire Ana'ya oğlu Mehmet’i teslim etmek zorunda kalırlar.
DİYARBAKIR ANNELERİ işte onun açtığı yoldan giderler ve bugün 300’e yakın aile, iki yılı aşkın zamandır HDP binasının önünde evlatları için nöbet tutmaktalar.
O annelerden biri, de tıpkı Hacı Bedir Ağa’nın kendisine “Bağımsız Kürt devleti” vadeden tam 100 yıl önce İngiliz işgalcilere ve iş birlikçisi Ali Galip’e söylediği gibi, Atatürk’ün kurduğu CHP’nin ortağı olan HDP’lilerin suratlarına şöyle bağırdı:
“BAŞLARIM SİZİN KÜRDİSTAN DAVANIZA!..”
Hacire ananın oğlu Mehmet kurtuldu, evlendi hatta bir de bebeği oldu. Annesi olmasa idi, o da abisinin ve binlerce Kürt gencinin akıbetine uğrayacak, belki şu anda çoktan öldürülmüş olacaktı. Hacire Ana sayesinde 50’ye yakın anne ve baba daha evladına kavuştu.
Onlar terörün ve onun iş birlikçilerinin, tehditlerine aldırmadılar, korkuyu yendiler.
Oysa 2014’te bir anne oğlunu yine HDP’den isteyince kendisi de bir anne olan Belediye Başkanı Gültan Kışanak adamlarına o anayı saçlarından sürükleterek attırmıştı dışarıya...
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu ile Meral Akşener’in “masum kankası” hâline gelen Selahattin Demirtaş o anneyi MİT’ten para almakla suçlamıştı.
Hacire Anne'nin o çığlığı bir çığ gibi büyüdü ve bugüne geldi...
Anneler ve babalar, artık terörün ve onun iş birlikçilerinin tehditlerine aldırmadan, korkuyu yendiler. Şimdi daha güçlü bir şekilde haykırıyor ve çocuklarını istiyorlar terör örgütünden.
Bugün “Diyarbakır Anneleri” sinema filmi yapılıyor… Bu filmde Keşke Hacı Bedir Ağa da olsa. Misal bu filmin senaryosunda bundan 100 yıl önce emperyalistlerin kuklası iş birlikçiler gibi bugün ABD’nin fonladığı medya, siyaset, “sanatçı” ve sözüm ona akademisyenler var mı bilmiyoruz.
Olmalı oysa.
.....
(*) Abbas Yüksel: Koç Holding Mali İşler Danışmanı
(**)https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/847461
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620906 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/620906.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT