BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

SU-57 Washington’un kafasını karıştırdı

Prof. Dr. Kemal İnat
Facebook
Mesele Türkiye ile ilişkiler olunca Washington’un kafasının uzun zamandır karışık olduğunu biliyoruz.
Amerika’nın başkentinde bir kesim Ankara ile ilişkilerin çok önemli olduğunu ve Türkiye’nin bir dizi hatalar sonucu ABD ve Batı’dan uzaklaştırılmasının yanlış olduğunu düşünürken, bir başka kesimin ise hâlâ “yörüngeden çıkan” Türkiye’nin zorla “yola getirilmesi” için o hatalar dizisini devam ettirmeye yönelik adımları da herkesin malumu.
ABD’de yaşanan bu kafa karışıklığının Türk-Amerikan ilişkilerini nereye götürdüğü de açık bir şekilde ortada.
PKK/PYD ve FETÖ gibi Türkiye için en büyük tehdidi oluşturan terör örgütleriyle iş birliği içine giren ve Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu silah sistemlerinin temini konusunda hep zorluk çıkaran Washington’un tavrı karşısında Ankara da dış politikasındaki alternatiflerini çeşitlendirme arayışı içerisinde.
Bu çerçevede önce Orta Doğu ile ihmal edilen ilişkiler canlandırıldı. Sonrasında ise Arap İsyanları süreci ile bu bölgede artan sorunların çözümü konusunda ise Washington’un yapıcı bir tavır içerisinde olmaması nedeniyle bölgede giderek etkisini artıran Rusya ile iş birliğinin artırılması yoluna gidildi.
Moskova ile girilen iş birliği sadece Orta Doğu sorunlarının çözümü hedefiyle sınırlı kalmadı. Enerji alanında Türkiye ile Rusya arasında Akkuyu Nükleer Santralinden Türk Akımı doğalgaz boru hattına kadar yoğun ilişkiler kuruldu.
Ama Türkiye’nin Rusya ile girdiği iş birliğinin en çok ses getireni kuşkusuz S-400 savunma sistemlerinin satın alınması oldu. Bu konunun başta Washington olmak üzere NATO üyesi ülkelerin başkentlerinde neden olduğu rahatsızlığa yakın geçmişte şahit olduk ve şahit olmaya da devam ediyoruz.
S-400 anlaşmasıyla, kendi istediği şartlarda Patriot füze savunma sistemlerini Türkiye’ye satma şansını kaybettiğini düşünen Amerikan silah endüstrisi küplere binerken, bu anlaşmayla birlikte Türkiye’nin iyice yörüngeden çıktığını düşünen “takıntılı” nüfuz siyasetçileriyle birlikte Ankara’yı cezalandırmaya çalıştılar.
Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın lider diplomasisini etkin kullanımı sayesinde, Başkan Trump’ı bu “cezalandırma politikasına” ikna edemedikleri için Türkiye’yi yolundan döndürme konusunda bir türlü başarılı olamadılar. Trump için Türkiye’nin S-400’lerin yanında Patriot sistemlerini de alabileceği yönündeki niyet beyanı yeterliydi, Ankara’nın daha fazla sıkıştırılıp ABD’den uzaklaştırılmasını yanlış görüyordu.
Başkan Trump’ı kendi takıntılı Türkiye politikalarına ikna edememenin öfkesi içerisinde ne yapacaklarını bilememenin verdiği şaşkınlıkla Türkiye konusunda her gün birbiriyle çelişen açıklamalar yapıyorlar.
En son Amerikan Savunma Bakanlığından “Türkiye’nin müttefik olduğuna” vurgu yapan ve F-35’ler konusunda “görüşmelerin devam ettiğine ve çeşitli yol haritaları üzerinde çalışıldığına” dair açıklama gelmişti ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’daki havacılık fuarında Putin ile yeni nesil Rus savaş uçağı SU-57’nin önünde verdiği poz yine ayarlarını bozdu.
Erdoğan’ın Putin’e “Bundan mı alacağız” şeklinde espri yapması Washington’dan gelen tepkinin dozajının da yüksek olmasına yol açtı.
Savunma Bakanı Mark Esper’in, Türkiye’nin F-35 programına yeniden kabulü için “S-400 programından tamamen çıkmasını ve teslim aldıklarını da ülke dışına çıkarmasını” şart koşan açıklaması SU-57’nin yanında verilen pozun Washington’da yol açtığı öfkenin boyutlarını gösteriyor.
Türkiye’nin, Patriotların yerine S-400’leri almasının ardından şimdi de F-35’lerin yerine SU-57’leri alması ihtimali Washington’daki “takıntılı Erdoğan karşıtlarını” iyice çıldırtmış olmalı.
Herhâlde hemen Trump’a koşup “Senin yaptırım uygulamak istemediğin Türkiye iyice yörüngeden çıktı. Şimdi de F-35’lerin yerine Su-57’leri almak istiyorlar” diye şikâyet etmişlerdir.
Açık sözlülüğüyle bilinen Trump onlara “İyi de siz zaten Türkiye’ye parasını ödediği ve ortak olduğu F-35’leri teslim etmeyelim demiyor muydunuz? Verelim F-35’leri onlar da SU-57 almasınlar” demiş midir?
Eğer Trump’ı doğru tanıyorsak, demiştir.
Peki bunu söylemesinin “takıntılı” muhataplarında bir karşılığı olmuş mudur?
Onu da siz tahmin edin...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
609561 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-kemal-inat/609561.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT