BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Satılmış Dönekoğlu, neren Kıvırcık!

Süleyman Özışık
Facebook
Ayda yılda bir kez televizyonlara çıkıyorum. 4 saatlik programda konuştuğum 15 dakika ya var ya yok. Yayından çıkıp sosyal medyaya bakıyorum.
Bana demediklerini bırakmamışlar. Neler neler... En güldüğüm söz ise şu:
"Bu Süleyman Özışık isimli provokatörü niye çıkarıyorsunuz. Halkı ayrıştırıyor, ötekileştiriyor."
Dün Antakya'dan Ebru Okçu adında zavallı bir kadın yazmış. "Keşke şu Süleyman Özışık ölse de bir vizyonsuzu sürekli TV'lerde görmenin yaşattığı işkenceden kurtulsak! Tahammül edilecek gibi bir adam değil bu ya! Program çıkışı nasıl dövmüyorlar bunu?" diye açıkça hedef göstermiş.
"Bu ülkede özgür basın bırakmadılar şekerim. Gazeteciler ağzını açamıyor" diyen cenahın demokrasi anlayışı işte bu kadar.
Garibim Süleyman Özışık konuşunca ölsün! Ölmese bile öldüresiye dayak yesin. Ama terörü, teröristi savunan gazeteciler bin yaşasın!..
Önceki gün Habertürk'te Ceza Hukukçusu Ersan Şen'e, "Eğer bu ülkede demokrasi var ise ben, terör örgütlerini destekleyen barolara ve o barolara bağlı avukatlara güvenmeme hakkımı kullanırım" dedim.
Her yayında demokrasi de demokrasi diye çığlık çığlığa bağıran Profesör Ersan Şen'in cevabı ne oldu dersiniz?
"Ne demek güvenmiyorum, güveneceksin!" oldu. Hatta, bir zamanlar bize "Yallah Arabistan"a diyenleri hatırlatan başka bir çıkışla, "Ya, İstanbul Ankara İzmir Barolarına güven. Ya da git Yozgat Barosundan bir avukat bul" dedi. 
Ama nasıl bağırıyor, nasıl çırpınıyor anlatamam. 
"Niye bağırıyorsun, niye beni susturmaya çalışıyorsun" diye sorunca bir demokratik cevap daha verdi! "Sen de beni kışkırtıyorsun, provoke ediyorsun!"
Dikkatinizi çekerim, en demokratik adamdan bahsediyorum ha!
Azıcık kışkırınca karşısındakini susturan, bağıran ve emir kipi ile konuşup, "Git başka yerden bir baro bul" diyen bir demokrasi havarisi! Elinde devlet yönetimi yetkisi olsa ne yapardı, varın orasını siz düşünün!
Neyse...
Karşımdaki herkes dilediği gibi konuşabiliyor ama benim konuşma hakkım yok. Ağzımı açtığım an; "Süleyman Özışık ülkeyi kutuplaştırma, ötekileştirme, ayrıştırma!.."
Sanırsın ki bizden önce ülkede herkes birbirini öperek işe uğurluyordu. Sanırsın ki herkes kucak kucağa yaşıyordu. 
Yahu sen ülkeyi benden önce zaten böleceğin kadar bölmüş, insanları ayrıştıracağın kadar ayrıştırmışsın. Bana böleceğim, ayrıştıracağım bir şey bırakmamışsın ki böleyim kardeşim!
Hem bu nasıl bir ayrıştırma ben anlamadım!
Sabahtan akşama kadar benim ceddime, atama küfreden sen, milleti ayrıştıran ben!
Dilimi, dinimi, ezanımı, yaşam tarzımı değiştiren sen, ülkeyi ötekileştiren ben! 
Beğenmediğin bir başbakanımı asan, diğer başbakanımı zehirle ortadan kaldıran, bir diğer başbakanımı postmodern darbe ile indiren sen, ama demokratik olan yine sen...
Giyimini beğenmediğin milyonlarca öğrencimi okullara sokmayan sen. Tipini beğenmediğin milyonlarca insanımı kamu kurumlarına sokmayan sen… Laiklik terörü adı altında her türlü zulmü yapan yine sen. 
Dinime küfreden sen, peygamberime hakaret eden sen, inançlarıma saldıran sen. Tuttuğum oruca "yobazlık" diyen sen, kestiğim kurbana "Barbarlık" diyen sen. Ama ayrıştıran, ötekileştiren, kutuplaştıran ben.
Öyle mi?
Yahu vakti zamanında öyle bir nefretle hareket etmişsin ki birader. Benim babamın çocuğuna koyduğu ismi bile çocuğuna koymamışsın. Arap ismi koymam diyerek Muhammed, Hamza, Ebubekir, Emine, Fatma, Zehra, Süleyman, isimlerini çocuğuna koyamamışsın. 
Sırf benzeşmeyelim diye çocuğuna Cankuş, Taylan, Ege, Tijen isimlerini koymuşsun. Sırf benzeşmeyelim diye soyadı kanunu çıkınca kendine en havadar soy isimlerini seçtirmişsin.
Almışsın kendine Yüzbaşıoğulları, Vural, Abacıoğlları, Çalışantürk soy isimlerini. Garibana bırakmışsın Şeyime Gündoğdu, Pekgüzel Tavasapı, Neren Kıvırcık, Şehriye Pilav, Satılmış Dönekoğlu, Halim Harap, Necati Yenge isim ve soy isimlerini...
Vicdansız!
Bir partiye oy veriyorum diye yıllar yılı bana, "Bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam, makarnacı, kömürcü, Erdoğan'ın bilmem neresinin kılı" diye hakaret etmişsin. 
"Benim oyumla bu çobanın, bu eğitimsiz cahilin oyu bir mi?" diye hakir görmüşsün. 
Bugün inandığım şeyi özgürce söylüyorum diye troll, yandaş, yalaka, yalama diye hakaretlerine devam ediyorsun. Ben konuşunca faşist oluyorum, sen konuşunca laik oğlu laik... Ben konuşunca Saray Soytarısı, sen konuşunca Atatürkçü, Kemalist.
Öyle mi?
Bak ben sana ne olduğunu söyleyeyim mi cicim?
Yıllarca beni böyle hakir görüp kenar mahallelere ittin. Köylere sürdün, mezralara hapsettin. Benim sırtımdan geçindin, beni eşek gibi dehledikçe dehledin.
Başımı kaldırdığımda vurdun yere indirdin. 
Ben bir gün iktidar değişikliğini fırsat bilip şehre indim ki anam, o da ne? Benim sırtımda boza pişiren sen, bildiğin her gün Rio karnavalı düzenliyorsun. Baktım ki hayat sana güzel.
Dedim ki: “Yok arkadaş bundan ben de nasibimi alacağım.”
Sen şimdi tutturmuş, "Beni ötekileştirme, kutuplaştırma" diyorsun. Ben seni ötekileştirmiyorum Cankuş... "Şu hayatı beraber yaşayalım" diyorum sadece...
"Benim yönetemediğim, benim gibi düşünen zalimlerin yönetmediği ülkede demokrasi yoktur" diye zıplama bi, dur yerinde. 
Bunun adı ötekileştirme değil, kutuplaştırma değil, ayrıştırma değil...
Yine kışkıracaksın biliyorum ama demokrasi bu, demokrasi böyle bir şey.
Anlıyor musun Tijen’ciğim!
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614299 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/suleyman-ozisik/614299.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT