Savaşın 17. gününü de geride bırakıyoruz. ABD/İsrail amansız bir şekilde saldırıyor. Gazze’de yaptıkları gibi… Çoluk çocuk demeden, hastane ve okulları bombalayarak…
İran da var gücüyle karşılık veriyor. Tabii bu arada bölge ülkeleri de kıskaçta. Yoğun baskı altındaki İran’da 3,2 milyon kişi, Lübnan’da ise 700 binden fazla kişi yerinden edildi...
Ateşkesin sağlanması, barış ve huzur için en fazla gayret eden ülke Türkiye… İslam coğrafyasının tartışmasız lideri Erdoğan…
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve istihbarat birimlerimiz diplomasinin bütün kanallarını sonuna kadar kullanıyor. Dünyada ve bölgemizde Barış Diplomasisinde lideriz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan örnek verecek olursak;
Bölge ülkeleri ve Avrupa ülkelerinin liderleri, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres, ABD Başkanı Trump, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile görüşmeler gerçekleştirdi, ülkemizin çözüm önerilerini dile getirdi. Gerilimin büyüyerek geri dönülmez noktalara varmamasını istedi. Yeniden müzakerelerin açılmasının yerinde olacağını vurguladı. Türkiye’nin, bu çatışmanın tarafı olmadığına dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan iç cephemizi de kuvvetlendirmek için her türlü kendi savunma tedbirlerinin alınmasını, İran’dan gelen/gelebilecek füzelerin imha edilmesiyle ilgili NATO ile eş güdümlü çalışma yapılmasını sağladı. Sınır hattındaki tedbirler arttırıldı; İran’dan gelme ihtimali olan göçlere yönelik...
Sözün kısası;
Devletimiz tüm kurumlarıyla teyakkuza geçti.
Yeri gelmişken:
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kulaklarını da çınlatalım.
Sinop’ta füze testi yapılmasına karşı çıkmıştı. Balıkların ürktüğünü söylemişti. Geldiğimiz noktada dediklerinden dolayı pişmanlık duymuştur diyelim ama buna da ihtimal vermediğimizi hatırlatalım.
CHP’nin genetiğinde olan bir vaka:
Savunma sanayimizi küçümsemek…
Oysa savunma sanayimiz sayesinde;
Artık, denizde, havada, karada varız.
***
İslam coğrafyasındaki ülkelerin en büyük problemi…
İç savaşlar, mezhep kavgaları, egemen güçlerin güdümü… Bu yüzden de bir araya gelip bir güç olamıyorlar. Küçük devletçikler hâlinde debelenip duruyorlar.
Bu durumdan en fazla yararlanan ise Siyonist rejim. İç kargaşaları körükleyerek, bu devletleri kendi topraklarına katmak istiyor, başarılı da oluyor.
Neden İsrail’in sınırlarını çizen bir haritadan bahsedemiyoruz! Çünkü her geçen gün topraklarına toprak katıyor…
Suriye’deki yeni rejimin oturması, demokratik adımların atılması, iç savaşın önlenmesi bu ülkelere örnek olabilir.
Türkiye, Pakistan, Mısır öncülük ederse, İslam âleminde bir pakt oluşturmak mümkün.
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’nin dediği gibi…
Diğer Körfez ülkelerinin katılması, Türk Dünyasının da yer alması…
Büyük bir güç, işbirliği ve enerji olacaktır.
Bizim de başından beri savunduğumuz bir konu… İslam ülkeleri arasında birlik-beraberlik sağlanması… Ama ABD’nin sözünden çıkmayan ülkeler, İran’ın mezhep üzerinden denge kurma girişimleri... Maalesef bu coğrafyanın içinden çıkılamayan en açmazı. Böyle olduğu sürece ABD de, İsrail de tepelerinde olacak. Kısır bir döngü içirişinde debelenip parçalanacaklar... Coğrafyamızın bayraktarlığını biz yapmasak kim yapacak?
TARİHTEN İKİ YAPRAK
12 Mart’ın siyasi tarihimizde önemli bir yeri var… Anlatmak için sadece iki olayla yetinelim isterseniz.
İlki 1971 yılında verilen 12 Mart Muhtırası.
Askerler, hükûmeti istifaya zorlamıştı.
Demokrasimizin kara lekesiydi, yüz karasıydı.
1960 ihtilali, 12 Eylül darbesi, 28 Şubat süreci, FETO darbe girişimi, Yargıya darbe girişimi gibi…
Diğeri de TBMM’de İstiklal Marşı’mızın kabulü…
Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı, Millî Mücadelemizi anlatan, bağımsızlığımızın sembolü…
Bu vesile ile Mehmet Akif’in marşı yazdığı Tacettin Dergahında yapılan kutlamaya katıldık.
Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin’in davetiyle…
Tören alanına giden yol, şehitlerimizin kanı ile sulanan al bayraklarımızla süslenmişti, öğrenciler büyük coşku içindeydi.
Hele hele miniklerin okuduğu İstiklal Marşı, tüylerimizi diken diken etti, duygularımızı körükledi.
Törende dikkatimizi çeken bir konu da, Bakan Beye gösterilen teveccühtü.
Öğrencilerle kaynaştı, vatandaşlarla sohbet etti.
Gördüğümüz manzara;
Bakan beyin, doğru yolda emin adımlarla yürüdüğünün işareti.
Keşke muhalif kesimlerin temsilcileri de orda olsaydı da;
Gerçekleri gözleri ile görüp, ibret alsalardı.
Saldırmalarının anlamsız olduğunu anlasalardı.
***
Millî Şairimiz Mehmet Akif, AK Parti grubunda da anıldı. Hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nefis konuşmasıyla.
Erdoğan, İstiklal Marşımızın muhteviyat açısından;
Devletimizin kurucu belgesi ve yapı taşı, milletimizin bağımsızlık beyannamesi, hürriyet iradesinin manifestosu olduğunu söyledi.
Duygularını da şu sözlerle dile getirdi:
“İstiklal Marşı'mız, Peygamber Efendimizin çetin ve çileli hicret günlerinde yol arkadaşı Hazreti Ebubekir'e seslenişinden ilhamla 'Korkma' diye başlar. Millet olarak hiçbir zaman korkmadık, korkmuyoruz ve korkmayacağız. Şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarında nasıl bin yıldır alnımız ak, başımız dik bir şekilde hür yaşadıysak inşallah kıyamete kadar yine hür yaşayacağız.”

