Siber Güvenlik Kurulu ilk toplantısını geçen hafta yaptı. Toplantıya da Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlık etti. Bu kurulun önemi ne, nasıl çalışacak, hangi tedbirleri alacak? Hangi işlevleri yerine getirecek, sizlere anlatmaya çalışacağız...
Her ülke gibi Türkiye de dijital dünyanın:
Karmaşık tehdit sarmalı ile karşı karşıya.
Küresel düzeyde artan asimetrik tehditler, bölgesel gerilimler…
"Dijital Vatan" savunmamızı ön plana çıkardı.
Siber müdahaleler konvansiyonel silahlar kadar yıkıcı.
Ülkemizin kritik altyapılarını tek bir hamleyle felç edebilir.
Jeopolitik konumumuz ve stratejik projelerimiz, APT (Gelişmiş Sürekli Tehdit) gruplarının, devlet destekli siber saldırıların öncelikli hedefinde.
Ama tehditler yalnızca teknik saldırılarla sınırlı kalsa iyi…
Savunma teknolojilerimiz, hassas devlet verilerimiz.
Ekonomik istihbarat gibi stratejik kazanımlarımız da tehlike altında.
Asimetrik tehdit odağının tam da ortasındayız.
Yabancı menşeli büyük dil modelleri (LLM) ve Bulut sistemleriyle, devletimizin çok hassas verileri yurt dışına akıtılabilir, dezenformasyonlara yol açabilir.
Veri sızıntısı ve yapay zekâ risklerine karşı dikkatli olmalıyız.
Artık siber güvenlik bir tercihten öte…
Devletimizin bekası için mutlak bir zorunluluk,
Topyekûn bir toplumsal mücadele alanı hâline geldi…
Tedbirlerimizi almak ve mukavemetimizi güçlendirmek zorundayız.
Küresel Siber Savaş Tehditleriyle ancak böyle mücadele edebiliriz.
İşte bu noktada Siber Güvenlik Başkanlığı çok önemli bir konumda.
Şu hususu da özellikte belirtmemizde yarar var:
Dijital sistemlerimizin güvenliği, kritik altyapılarımızın korunması, "Yerli ve Millî" imkânlarımızla sağlanacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ne dedi, SAHA İstanbul’un kapanış konuşmasında:
"Bugün geldiğimiz noktada güvenlik artık yalnızca tek bir alana, sahaya, sanayi koluna hapsedilemez. Fabrikadan test sürecine, veri merkezinden akademiye, tedarik zincirinden geri bildirime güvenlik her yönüyle bütüncül bir konsepttir. Aynı şekilde bugün bir ülkenin caydırıcılığı, sahip olduğu platformların sayısıyla ölçülecek eşiği de çoktan aşmıştır. Envanterinizdeki platformları hangi yazılımla yönettiğiniz, bunlarda hangi sensörleri kullandığınız, bu ürünler için hangi motorları geliştirdiğiniz ve hangi mühimmatı ne kadar sürede üretebildiğiniz önemlidir. Siber saldırılara, elektronik harp tehditlerine, insansız sistemlere ve hibrit savaş yöntemlerine karşı ne denli hazırlıklı olduğunuz belirleyicidir."
Konuyu özetleyecek olursak:
Veri egemenliği teknik bir konu değil, tam bağımsızlık meselesidir.
Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalacaktır.
Siber güvenlik, millî güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır.
Dijital vatan savunması sınır hattı savunması kadar kutsaldır.
Bu ilkeler ışığında Siber Güvenlik Kurulu, görevlerini başarı ile yerine getirecektir. Bundan hiç kimse şüphe duymamalıdır.
“ANI” ANLATMA ANI
Millî Eğitim Bakanı Prof Dr. Yusuf Tekin ile muhalefetin MESEM’e yönelik algısından, toplumun bazı kesimlerinin rahatsızlığına… Özel sektör ile iş birliğinden, öğrencilerin istihdamına kadar… Geniş bir yelpazede birçok konu üzerine sohbet ettik...
Sohbet mekânımız ise İvedik OSB’de bulunan Teknopark Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesiydi.
Sohbet öncesinde ve sonrasında da…
Öğrencilerin çalışmalarını yakından gördük, projelerini inceledik.
Gurur/onur verici bir tablo ile karşı karşıyaydık.
Pırıl pırıl öğrenciler, onları yetiştiren idealist öğretmenler…
İktidarın mesleki/teknik eğitime verdiği önemin yansımasıydı.
Haberini gazetemizin sayfalarında okudunuz zaten...
Malum kesimlerin algıları yıkmak,
Doğruları anlatarak ikna etmek çok zor.
Buna en güzel örneğini Bakan Tekin dile getirdi.
Geçmişte yaşadığı bir anıyla…
Erzurumlu ama çocukluğu Rize’de geçmiş.
Her yaz da koşa koşa köylerine gidermiş.
Tek başına yaşayan babaannesinin yanına...
O günleri bakın nasıl anlatıyor:
“Küçük yaşlarındaydım, o zaman benim için köyün tek bir anlamı vardı. Nenemin evinin duvarında asılı olan kılıcı görmek, elime almak. Kılıç kaç yüz yıllıktı bilmiyordum zaten körelmiş gibiydi. 1981 yazında gene köye gittim. Baktım ki bu kez duvarda kılıç yok! Neneme soruyorum: 'Kılıç nerde?'
'Ne kılıcı duvarda öyle bir şey yok’ diyor.
Nenemin böyle cevap vermesinin sebebine gelince:
1980 yılında askerî darbe olmuştu… İki dayım da silah bulundurmaktan cezaevinde yatmıştı. Nenem korkmuş, kılıcı evimde görürlerse beni de hapse atarlar diye. Darbeden yirmi yıl sonra nenem vefat etti. Hiçbir zaman da kılıcın yerini söylemedi.”
Bakan Tekin, bu olayı niye anlattığını da şu sözlerle izah etti:
“Darbeler insanların ve toplumların zihinlerinde böyle travmalara sebebiyet veriyor. Bu travmalar da öyle çabuk atlatılamıyor. Meslek liseleriyle ilgili algıyı yenmek için de maalesef önümüzde böyle travmalar var. Alana indiğimizde karşılaşıyoruz. Bu toplumsal travmalarımızı aşmamız gerekiyor.”
Peki Bakan Beyin travmalardan kastı neydi?
Tabii ki 28 Şubat döneminde yapılan zulümler…
Katsayı uygulamasının kaldırılması,
Üniversiteye girişlerin engellenmesi,
Velhasıl başörtülü kızlarımızın eğitimden mahrum bırakılması…
Aslında bu işin altında yatan en büyük neden de…
İmam hatiplilerin istikbaline set çekilmesiydi.
Çok şükür AK Parti iktidara geldiğinde…
Katsayı uygulamasına yeniden geçildi.
Mesleki/Teknik liselerin önü açıldı.
Özgürce eğitim alan öğrenciler derecelere girdiler.
28 Şubat öncesini yeniden yakaladık.
Yüzde 41’lere ulaştık, OECD standartlarına eriştik.
Bu arada hâlâ tereddüt içinde yaşayanları da unutmayalım.
Bu kesimlerin tereddütleri de ancak:
Toplumumuzun demokrasiye, insan haklarına,
Sivil siyasete sahip çıkma içgüdüsüyle yıkılabilir.
İktidar da bunun zaten farkında…
Gerekenleri de fazlasıyla yapıyor.

