Ülke genelindeki riskli yapıların dönüştürülmesi amacıyla başlatılan 'yarısı bizden' kampanyası, 31 Aralık 2026 tarihinde son buluyor. Bu büyük destekten yararlanma fırsatını kaçırmak istemeyenler, başta İstanbul'u şantiyeye çevirdi. Her yer kentsel dönüşüm projesi... Riskli onayı alan binalar yıkılıyor, yenilerinin inşaatı başlıyor. Kamyonların biri yıkılan binanın hafriyatını götürüyor, diğeri yeni yapılan binanın betonunu taşıyor. Peki o yüzlerce binadaki binlerce insan nereye gidiyor?
Tabii ki kiralık evlere...
Bazen büyük ev kiralayıp bir arada yaşayan kardeşler görüyoruz. Bazen işe, okula uzak da olsa, makul fiyatlı ev bulabilmek için şehrin uzaklarına taşınıyor ama yine de kiralık ev bulmak büyük problem. Talebi gören 'bazı' ev sahipleri de 'fırsat bu fırsat' deyip ne isteyeceğini şaşırıyor. 3-4 kira depozito isteyenler, bununla yetinmeyip '1 yıllık kirayı peşin vermezsen olmaz' diyenler...
Bir okurumuz aradı. Eşi asgari ücret, kendisi 40 bin lira civarında ücret alıyormuş. Kirada oturdukları bina kentsel dönüşüme girdiği için yana yakıla kiralık ev arıyorlar. Sonunda '40 bin lira' kira vermeye razı oluyorlar ama iş bununla bitmiyor. Kiraya 'tamam' diyen aile, şartları duyunca kalakalıyor. Çünkü ev sahibi, 1 aylık depozitonun yanı sıra 1 yıllık peşin istiyor. Yani normalde zar zor geçinen ailenin, bir anda 440 bin lirayı çıkarıp vermesi gerekiyor. Ev yok, kiralar yüksek tamam da, 1 yıllık peşin ne demek?
Diğer yandan ev sahipleri de dertli. "Verdiğimiz ev harabeye dönmüş, aldığım kirayı tadilata harcadım" diyen de var, "1 yıldır kira alamıyorum. Kanun kiracıdan yana. Çıkaramıyorum, paramı alamıyorum, dava 2 yıl sürüyor" diyen de... Sosyal medya kaynakları, evini kiraya verip mağdur olan ev sahibi hikâyeleriyle dolu.
Nasreddin Hoca misali, iki taraf da haklı ve iki tarafın da mağdur olmayacağı bir çözüm gerekiyor. Ev ve araç alım satımlarında iki tarafı da koruyan noterde alışveriş sistemi çok güzel çalışıyor. Benzeri bir sistem kiralamalar için de kurulmalı. Ev sahibinin parasını rahatça alabileceği, kiracının ezilmeyeceği bir orta yol acilen bulunmalı.
Devlet ara çözüm olarak İstanbul için 'kiralık konut' sistemini duyurmuştu sosyal konut projesini açıklarken. Buna göre, sadece İstanbul'da 1000 konut inşa edilecek ve 3 yıllık olarak kiraya verilecek. Piyasanın altında bedellerle kiralanacak ve 3 yılın sonunda, kurayla belirlenecek yeni hak sahipleri devralacak. Böylece çaresizlik son bulacak, piyasa dengeye kavuşacak ama bunun çok hızla devreye girmesi gerekiyor. Son yıllarda enflasyonla mücadeleyi zorlaştıran kiralar, sosyal bir problem hâlini alıyor zira...
Ben köklü demem, yarım asırlık olmazsa
Ülkemizde asırlık ömrü olan ama yeni nesille bağ kuramayan markalar var. Bunun yanı sıra daha 'dün' denecek kadar az geçmişi olan, ancak hep hayatımızdaymış gibi hissettirenler de var tabii. Aslında mesele, kaç yıllık olduğunda değil, tüketiciye ne verdiği, nesiller arasında nasıl bağ kurduğuyla alakalı. Geçtiğimiz günlerde Yüzyıllık Markalar Derneği adına bir araştırma yapılmış. Araştırma, Türkiye'de ilk defa markalara 'köklü' olma algısı bakımından yaklaşmış ve tüketicinin bir markayı 'köklü' sayması için ortalama 54 yıllık ömrü olmasını beklediği sonucu ortaya çıkmış. "Markanın geçmişten gelen değerlerini koruması, kuşaklar arası bağ kurması, zamanın testinden başarıyla geçmesi gerekiyor ki köklü olsun" demiş tüketici. 4 tüketiciden 3'ü, markanın miras olduğunu kanıtlamasını, bunun için de kalitesini göstermesini bekliyormuş. Future Bright tarafından yapılan araştırmaya göre 'köklüymüş' gibi yapmak ise tüketicide ters tepiyor. X, Y, Z kuşaklarının köklü marka algısı da farklılıklar gösteriyor. Yeni kuşak, inovasyon ve kaliteyi ilk sıraya koyuyor...

