2016 yılı Ağustos ayından bir hatırlatma… FETÖ’nün hain darbe girişiminin bastırılmasından sonra…
Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan ne demişti?
"FETÖ konusunda hata yaptım, halkımdan özür diliyorum."
Samimi şekilde söylediği bu sözlerden ötürü, Cumhurbaşkanı Erdoğan eleştiri yağmuruna tutulmuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu da çok ağır konuşmuştu:
"Rabbim ve milletim affetsin, bir temennidir. Bir öz eleştiri değildir. 'Beni kandırdılar' bir öz eleştiri değildir. Gereğini yapacaksın. Seni kandırdılarsa o koltukta oturamazsın, ayrılman lazım."
Gelelim günümüze yani 30 Mayıs 2026’ya… Mutlak butlanla geri dönüş yapan Kemal Bey, Parti Genel Merkezinde vatandaşlara hitap ediyor.
Sütten çıkmış ak kaşık misali:
"Şimdi beni iyi dinleyin. Tüm dünya dinlesin. Altını çizerek ve haykırarak söylüyorum; FETÖ terör örgütü başta olmak üzere hiçbir terör örgütüyle ve hiçbir yurt dışı odaklı yapıyla en ufak bağlantısı, en ufak teması olmamış, alnı ak başı dik bir adam duruyor karşınızda. Bu milletin kurtuluşu, adaleti ve aydınlık geleceği için başlattığım o kutsal yürüyüşe arkamızdan sinsice sızan, ruhunu satmış FETÖ terör örgütü ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum."
Bununla da yetinmiyor Özgür Özel ve ekibini de iş birlikçilikle suçluyor.
"Biz vatan dedikçe, biz millet dedikçe kapalı kapılar ardında dış odaklardan medet uman, onlardan icazet ve yardım dileyen o gafilleri koynumda beslediğim için sizlerden özür diliyorum."
***
Özür dilemek, hatayı kabul etmek bir erdemdir. Ama söz konusu Kılıçdaroğlu olunca fazlasıyla düşünmek gerekiyor?!.
Biraz açalım bu özür meselesini isterseniz…
İlk akla gelen soru şu:
Acaba suçladığınız Erdoğan’dan da özür dileyecek misiniz?..
Darbe girişimi bir tiyatro dediğiniz için... Kontrollü bir darbe dediğiniz için... Devleti FETÖ’ye teslim etti dediğiniz için... Birlikte, 'Ordu'ya kumpas kurdu dediğiniz için... FETÖ’nün siyasi ayağı dediğiniz için... Daha neler neler söylediğiniz için...
Bir başka soru da…
Darbe girişiminin olduğu gece Atatürk Havaalanı kuşatılmıştı. Elinizi kolunuzu sallayarak nasıl çıktınız… Tankların arasından geçerek? Bakırköy Belediye Başkanının evinde… Televizyon karşısında kahve içerken… Gayet mutlu görünüyordunuz… Sanki film izliyormuş gibi, olayları izlerken.
Halkımız sizin o koltuğa vakti zamanında nasıl oturduğunuzu da biliyor. Merhum Deniz Baykal’ın, kaset kumpasıyla devrilmesi neyin nesiydi de sizin yolunuzu açtı…
Sn. Özgür Özel’e de bir çift sözümüz var…
Kılıçdaroğlu, TGRT ağzıyla konuşmuş. CHP’yi kardeş kuruluşumuz yönetiyormuş...
Buna sokaktaki çocuklar bile güler. TGRT kurulduğu günden bu yana kamuoyunun sesi oldu, olmaya da devam edecek.
İhlas Yayın Kuruluşlarının politikası bellidir:
Objektif yayıncılıktan taviz vermeyiz. Doğruları da yanlışları da gözler önüne sereriz. Kişilere kim olursa olsun:
İftira atmayız, hakaret etmeyiz… İtibarsızlaştırmayız, küçük düşürmeyiz. Gerçekleri saptırmadan veririz.
Sn. Özel;
"Ankara’nın Taşına Bak" marşını çarpıtarak bu işi geçiştiremezsiniz. Bilesiniz...
VERMEYİNCE MABUD...
Bir zamanlar bir Emniyet Müdürü vardı İstanbul’da…
'Trans' bireyleri hortumla yola getirmeye! çalışırken objektifler takılmıştı.
Hakkında şiddetten dava açılmış 2 yıldan fazla hapis cezası almıştı. Daha sonra aftan yararlanıp cezaevine hiç girmemişti... Sonra siyasete girmek istedi, bütün kapılar yüzüne kapandı.
Bu olayı nereden hatırladık?
CHP Milletvekili Mahmut Tanal’dan dolayı... Mutlak butlan kararının açıklamasının ardından Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özer taraftarları Parti Genel Merkezi önünde birbirine girmişti...
Mahmut Tanal yine eyleme soyunmuş! Çıktığı çatıdan hortumla su sıkmıştı polislere… Peki güvenliği sağlamak için çabalayan polisleri engellemek için su sıkmak suç değil mi?
Suç olduğunu en iyi kendi bilir… Zira Mahmut Tanal aynı zamanda bir hukukçu?!
Millî iradeye gölge düşürmeye kimsenin hakkı yok. Milletvekili de olsa sıradan insan da olsa…
Ama bu Mahmut Bey için geçerli mi, asla…
Yarın başka bir eylemin içinde görebilirsiniz.
İRONİK YAKLAŞIM
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yol gösterdi. CHP Kurultayı 9 Eylül’de yapılsın diye. Tabii iki taraf da kabul etmedi.
Aslında önerilen tarih çok anlamlıydı.
Partinin kuruluşunun ötesinde…
Bu tarihte düşman Yunan denize dökülmüştü. İzmir işgalden kurtarılmıştı.
Talimatı da bizzat Gazi Mustafa Kemal vermişti:
"Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!" diyerek.
Bu zafer Millî Mücadelemizin en önemli halkasıdır. Tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biridir... Yanlış anlaşılmaya yol açmamak için hemen söyleyelim. Gergin ortamda biraz da gülmek için…
İronik gözle bakıp meseleye başka boyut kazandıralım istedik.
Ola ki;
Kurultay bu tarihte yapılsaydı birbirlerini düşman gören iki taraftan biri; Özgür Özel veya Kılıçdaroğlu yenilecekti. O zaman da galip gelen taraf,
Düşmanı yenmenin (denize dökmenin) hazzını yaşayacaktı.
Hem de asırlık partinin kuruluş tarihini kutlayacaktı.
Sizce güzel olmaz mıydı?!
GAİLE
Geçen hafta, "Millî Aile Haftası" olarak kutlandı. 2025 yılı da "Aile Yılı" ilan edilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan çok önem veriyor:
Geleneksel aile yapısının korunmasına... Toplumsal bağların güçlenmesine... Toplumsal bilincin sağlanmasına...
Hafta boyunca çeşitli etkinlikler yapıldı.
Aile Bakanlığının koordinasyonunda…
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deyişi ile aile:
Kimliğin, kültürün millî ve manevi değerlerin yaşatıldığı bir okul. Bu yüzden aile mefhumunun gelecek nesillere aktarılması şart.
Her geçen gün demografik çatımız çöküyor.
Doğurganlık oranımız dünya ortalamasının çok altına düştü. Genç nüfusumuz azalıyor, yaşlı sayımız artıyor. Yalnız yaşama yaygınlaştı, bölünmeler başladı. Evliler bir çocukla yetiniyor, ya da hiç çocuk istemiyor. 2030’lara geldiğimizde alarm ziller çalacak.
2050’lilerde durumumuz beka meselesi hâline gelecek.
Üretimde, istihdamda sıkıntı olacak. Bu da kalkınmamızı, gelişmemizi engelleyecek. Yakaladığımız refah seviyesini düşürecek...
Yol yakınken tedbir almaya çalışıyor iktidar. Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da elinden geleni fazlasıyla yapıyor.
Artık halkımız da elini taşın altına koymalı...

