Futbolda en çok düşülen hatalardan biri, yıldız oyuncuları yan yana getirince otomatik olarak şampiyon olunacağı düşüncesidir. İşte, Paris Saint-Germain’in üst üste Avrupa’nın en büyüğü olması, bu gerçeği bir defa daha hatırlattı. Kadrosunda Messi, Neymar ve Mbappe gibi dünya yıldızları aynı anda oynarken Şampiyonlar Ligi’ni bir türlü kazanamayan PSG; bu isimlerle yollarını ayırdıktan sonra, görece daha mütevazi ama doğru kurulmuş kadrosuyla, dev kupayı üst üste iki defa müzesine götürdü.
Peki milyarlarca avronun yapamadığını bu yeni yapılanma nasıl başardı? Ve daha da önemlisi, 12 sezondur Süper Lig’de şampiyonluğa hasret kalan Fenerbahçe bu hikâyeden ne öğrenmeli?
PSG nasıl başardı?
PSG’nin yaşadığı bu büyük değişimin arkasında radikal bir zihniyet devrimi var. Değişimin ana faktörü, kulübün felsefesini değiştirmesi. Eski PSG, bir futbol takımından ziyade bir ünlüler karması, küresel bir pazarlama şirketi gibi yönetiliyordu. Katarlı yöneticiler sonunda şu fikri kabul etti: Formanın önündeki arma, arkasındaki isimden daha büyüktür. Vitrin parlatma sevdasından vazgeçildi. Saha içinde 11 kişinin birden pres yapmadığı, yardımlaşmadığı bir düzenle elit seviyede kupa kazanılamayacağı fikri, kulübün yeni anayasası hâline geldi. Lüksün getirdiği konfor alanını yıkıp, yerine mücadele kültürünü koymayı zihnen kabul ettiler.
Güç hocaya verildi
Fikirdeki bu devrim, sahaya şu sert eylemler ve keskin transfer mühendisliğiyle yansıdı: Messi ve Neymar ile yollar ayrıldı, ardından Mbappe projesine son verildi. Bu sadece bir transfer tasarrufu değildi; soyunma odasındaki gücü oyunculardan alıp teknik direktöre geri getirme eylemiydi. Paralar artık en popüler oyunculara değil, “sistemin hangi bölgede neye ihtiyacı var?” sorusuna harcandı. İsimli ama durağan oyuncular yerine; koşan, basan, topu kaybettiğinde reaksiyon gösteren ve başarıya aç isimler transfer edildi.
Para yıldıza değil sisteme
PSG, “şöhret kültürü” döneminde sadece üç hücum oyuncusunun bonservisi ve kulübe geliş maliyetleri için servet dökmüştü. Neymar’a dünya transfer rekoru olan 222 milyon € bonservis ödendi. Mbappe için 180 milyon €. Messi’nin bonservissiz gelmesine rağmen imza parası ve senelik 40 milyon avroluk maaş maliyeti vardı. Sonuç ise sıfır Şampiyonlar Ligi kupasıydı. Yeni PSG ise parayı tek bir süper yıldıza gömmek yerine, sistemin eksik parçalarını tamamlayan rollere dağıttı. Ana omurgayı oluşturan oyuncuların maliyetleri şu şekildeydi: Vitinha: 41,5 milyon €, Joao Neves: 65,9 milyon €, Nuno Mendes: 38 milyon €, Willian Pacho: 40 milyon €, Bradley Barcola: 45 milyon €,
Warren Zaire-Emery: Altyapı (0 maliyet)
Eski dönemde sadece iki oyuncuya harcanan 402 milyon avroya, bugün Avrupa’yı birbirine katan, yaş ortalaması 23-24 olan, komple bir ilk 11 ve dinamik bir takım omurgası kuruldu.
Fenerbahçe ders çıkarmalı
PSG dersini aldı ve Avrupa’nın en büyüğü oldu. Peki ya 12 sezondur şampiyon olamayan Fenerbahçe’nin buradan bir ders çıkarması gerekmez mi? Sarı lacivertliler, son 12 yılda dünya çapında sayısız ismi Kadıköy’e getirdi. Robin van Persie, Nani, Mesut Özil, Dzeko, Tadic, Asensio, Ederson, Kante ve kulübenin başına Jose Mourinho... Hepsi büyük heyecana sebep oldu, tribünleri coşturdu ama o çok istenen lig şampiyonluğu bir türlü gelmedi.
Çünkü Fenerbahçe de tıpkı eski PSG gibi, isimlerin büyüklüğüne aldanıp takım mühendisliğini kaçırıyor. Acilen modellemesi gereken dersler şunlar:
4 İsimlere değil, sisteme güvenmek.
4 Eksikleri yıldızlarla makyajlamamak.
4 Gücü teknik direktöre devretmek.
4 Her sezon sil baştan yapmamak.
Kupayı takım kazanıyor
Futbol artık süper kahramanların değil, bir plan etrafında birleşenlerin oyunudur. Eğer Fenerbahçe 12 yıllık bu hasreti bitirmek istiyorsa, sosyal medyada ne kadar etkileşim alınacağına bakmayı bırakmalı. Şampiyonluk, en büyük ismi getirene değil; bir sistem oluşturan kulüplere gidiyor. Paris bu gerçeği çok büyük paralar batırdıktan sonra anladı ve Avrupa’yı fethetti. Şimdi sıra Kadıköy’ün bu gerçeği görmesinde.

