BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kırkpınar’ı en iyi şekilde temsil ettik

Kırkpınar’ı en iyi şekilde temsil ettik

Üç bin yıldır tarih sahnesinde olan ve “At yiğidin öz gardaşı” diyerek bir okyanustan diğerine akan Türk oğlunun dünya görüşünü, hayata bakışını en güzel şekilde anlatan Kırkpınar... 25 Haziran Cuma günü, Türk ordularının sefere çıktığı, düşmanla karşı karşıya geldiği günde 649. defa “Allah! Allah!” sesleriyle başlayacak.



Kırkpınar’dan kırk damla -1- Halil DELİCE Üç bin yıldır tarih sahnesinde olan ve “At yiğidin öz gardaşı” diyerek bir okyanustan diğerine akan Türk oğlunun dünya görüşünü, hayata bakışını en güzel şekilde anlatan Kırkpınar... 25 Haziran Cuma günü, Türk ordularının sefere çıktığı, düşmanla karşı karşıya geldiği günde 649. defa “Allah! Allah!” sesleriyle başlayacak. Yeryüzü; nefis ve şeytanla, kötü çevreyle yapılacak güreşin, mücadelenin kazanılacağı Er Meydanı, ahiretin tarlasıdır. İşte ecdadımız, yeryüzünü, ebedi güzelliklerin kazanılacağı imtihan yeri, er meydanı kabul etmiş, insanların bu meydanda şeytana, nefsine ve çevresine karşı doğumdan ölüme mücadele etmek mecburiyetinde olan “er” olduğunu anlatmak için “Kırkpınar geleneğini” en güzel vesile bilmiş. Kırkpınar’ı, yağlı güreşi, nice bin güzelliklerle, insanlığın unuttuğu mesajlarla donatmışlar. Bugüne kadar Kırkpınar’ı, (Kırkpınar ve Spor Geleneğimiz, Alperenler Geleneği Kırkpınar, Günümüzün Spor Anlayışı ve Kırkpınar, Yesiden Kırkpınar’a, Vatan Ediniş Destanı Kırkpınar...) gibi her yıl değişik yönleriyle inceledik. Bu sene de Kırkpınar‘a, “Kırkıncı Yılımızda Kırkpınar’dan Kırk Damla” başlığı altında bakacağız. Neden mi? 2010 yılı Türkiye Gazetesi’nin kuruluşunun kırkıncı yılı. Ve gazetemiz, Kırkpınar’ın dile getirdiği manaları en iyi temsil eden, yaşatan basın kuruluşu. Kırkpınar; bir vatan ediniş destanı, alperenler, kırklar hatırası, sahip olunan güzelliklerin elden çıkmaması için maddi-manevi güçlü oluşun sınanması, galibiyette mağlubiyetin aranışı, iman, ilim, mal, makam, güç gibi nimetlerin hesabının verilişi, güçlüyken adil olunması, kişinin ego, şeytan ve çevresine karşı mücadelesinin canlandırılmasıdır. Gazetemiz de kırk yıllık yayın hayatında yukarıda saydığımız Kırkpınar’ın temsil ettiği manaları en güzel şekilde temsil etmek için gayret etmiş, bunun için maddi-manevi hiç bir fedakârlıktan kaçınmamıştır. Eğlendirirken eğitmek Ayrıca yayın hayatı boyunca Kırkpınar’a ve onun anlattığı değerlere sayfalarında en fazla yer veren gazete olmuştur. Her Kırkpınar öncesi, Kırkpınarla ilgili beş gün tanıtıcı yazı yayınladıktan başka, Kırkpınar esnasında bolca haber ve makaleler girdik. Bu sene gazetemizin kırkıncı yılı olması sebebiyle bir çalışma yaptık. Senelerdir Kırkpınarla ilgili yaptığımız araştırmalarımızı topladık, buna Kırkpınar hatıralarımızı ve yüzlerce makalemiz arasından seçtiğimiz kırk makaleyi ekledik ve “Spor Geleneğimiz ve Kırkpınar’dan Kırk Damla” ismini vererek kitap haline getirdik İşte bütün bu sebeplerden bu seneki Kırkpınar yazımıza “Kırkıncı Yılımız ve Kırkpınar’dan Kırk Damla” ismini verdik. Kırkpınar’ın tarihçesine bakmazdan önce geleneğimizde spor nedir, buna bir göz atmamız gerekir. Türk geleneğinde, spor, amaç değil, güzelliklerin savunulmasında bir araçtır. At yarışları, kılıç kalkan, cirit, okçuluk, güreş, lobud, gürz ve mızrak atmak gibi aletli ve aletsiz Türk sporlarının hepsi, savaşa hazırlık içindir, insanı eğlendirirken eğitmeğe, bedenen ve zihnen güçlü kılmağa yöneliktir. Sırf eğlence için spor yoktur, spor amaç değil araçtır. Eğlendirirken eğitmek ve yetiştirmektir. ALPERENLER YADİGÂRI Yediden yetmişe kadın erkek herkes, sporcuydu, zamanının silahlarını en iyi şekilde kullanırdı. Mimar Sinan’ın şaheseri Süleymaniye Camii yapıldıktan sonra, burada görev alacak imamlarda aranan şatlar sıralanırken, “iyi ata binmeli, idman yapmalı ve yakışıklı olmalı” denmektedir. Spor geleneğimiz, hakiki Müslüman, hakiki insan olmayı sağlayan tasavvuf ile iç içe olmuştur. Tasavvuf geleneğine bağlı olarak, güreşçiler, okçular tekkesi gibi spor akademileri kurulmuştur. Bu tekkelerin (akademilerin) amacı, Türk oğlunun bedenen ve ruhen güçlü olmasını sağlamaktı. Osmanlı zamanında, İstanbul, Bursa, Edirne, Manisa gibi büyük yerleşim merkezlerinde çok sayıda spor tekkeleri, tekkelerin pirleri ve yıkılmaz gelenekleri vardı. Kırkpınar; Osmanlı yadigârıdır, emanetidir. Osmanlı’nın aynasıdır. Kırkpınar’a bakılınca Osmanlı görülür, Kırkpınar anlaşılınca Osmanlı anlaşılır. Kırkpınar’ın ne olduğunu anlamak için, doğduğu zamana, mekâna, doğmasına sebep olan insanlara ve hadiselere bakmak lazımdır. Doğduğu zaman; Osmanlı’nın Avrupa’yı bir daha çıkmamak üzere vatan tuttuğu zaman, doğduğu mekân, Osmanlı’nın o günkü serhat boyu, doğmasına sebep olanlarsa, gönül ile yüreği, güç ile bilgiyi kardeş kılan alperenler, gazi dervişlerdi. Osmanlı hatırası Kırkpınar’ı anlatmaya nasıl doğduğuyla başlayalım. Kırkpınar’ın doğuşuyla ilgili bilgiler efsanedir. Ama Kırkpınar gibi bir destanı, kuru tarih anlatamazdı, onu anlatmaya ancak efsanelerin gücü yeter. Öyle bir efsanedir ki, tarih ve coğrafyayla, Türk oğlunun karakteriyle yüzde yüz uyuşan, gerçekle bu kadar iç içe olan başka bir efsane yoktur. Nice tarih profesörlerini, hatta Dede Korkut’u mezarından kaldırıp bir araya getirip, Kırkpınar için bir efsane yazın deseydik, bu kadar mükemmel olmazdı. Bu efsaneyi bu kadar mükemmel, altın ilmiklerle ören, binlerce yılda oluşan milli şuurdur. > Yarın: Ali ile Selim şehit olurlar
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT