Kaydet
a- | +A

Önce hikâyeyi okuyun. Sonra söyleyeceklerim var:

Çalışan annenin, başka kimsesi olmadığı için işe gittiğinde küçük çocukları evde yalnız kalıyorlarmış.

Anne, bakıcı tutamadığı için çocuklarını, kendisi yokken hiçbir yanlışlık yapmayacak şekilde eğitmeye karar vermiş.

Evde olabilecek her şeyi tasarlamış ve çocuklara tek tek tenbih etmiş.

Muslukları sakın açık bırakmayın. Emin olmadıkça kapıyı açmayın. Etrafı dağıtmayın. Gürültü yapmayın vs. Ancak çocuklar her seferinde yanlış bir şeyler yaparlarmış. Anne inatla o yanlışı da listesine ekler mutlaka başaracağına inanarak tenbihlerini yenilermiş. Bir gün eve geldiğinde her tarafı kontrol etmiş ve her şeyin yerli yerinde olduğunu görerek sevinmiş. Salona dönüp çocuklarına, "Afferin yavrularım" diyecekken vazodaki papatyaların başlarının olmadığını görmüş. Şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışırken çocukların bakışlarından durumu anlamış: "Hay Allah, ''Papatyaların başlarını yemeyin'' demeyi unutmuşum. Bir türlü olmuyor işte." Bu hikâye Ulaş Bıçakçı''nın. Bıçakçı, "Benim uzmanlık alanım şirketler" diyor... "Şirketlerde de kural tutkunluğu aşırı bir düzeydedir. Bunun önemli bazı sonuçları var. Şirketler bu mantıkla organize edildiklerinde bürokratikleşiyor, esnekliğini kaybediyor, hantallaşıyorlar. Kuralın olmadığı durumlarda işler başıboş kalıyor. Daha önemli bir sonuç insanların doğaçlama yeteneklerinin gelişmesinin önlenmesidir. Kuralın, sistemin, düzenin olmadığı yerde şaşkın ördeklere dönen insanlar türüyor. Kural olmadığı için insanlar doğru varsayılanı yani hiçbir şey yapmamayı dolayısı ile bireysel sorumluluk almamayı tercih ediyorlar. Halbuki bireysel sorumluluk alabilmek zamanımızın en önemli trendidir bence. Bizim anayasamız da, kanuni düzenlemelerimiz de papatyacı annenin kurallarına benziyor. Aman eksik taraf kalmasın diyerek detaya indikçe işleri daha çok karıştırıyoruz. Türban problemini mi çözeceğiz... Nasıl bağlanacağına varıncaya kadar kanun metninde geçsin istiyoruz. Halbuki düz adam mantığına göre "serbesttir" demek yeterli. Ülkemizde yetmiyor. Ya istismar ederlerse... Ya çarşaf giyip gelirlerse... Ya burka giyen çıkarsa... Ya ya cüppe ile gelirlerse... Sonra oturup tek tek yazıyoruz. Ulaş Bey, uzmanlık alanım şirketler diyor ama ben kamu adına kurallar konulurken de faydalı olacağına inanıyorum. Çağırıp danışsınlar. Böyle böyle kurallar düşünüyoruz, nasıl olur desinler. Hazırlanan kanun metinleri bir de yönetim danışmanlarının gözüyle elden geçsin. "İnsanlarda sistem ve düzen tutkusu bazen o kadar ileri gidebiliyor ki, istenen düzen gerçekleşmeyince tutku bizatihi insanın kendisine sıkıntı verir hale geliyor. Halbuki hayatın içerisinde bir, "doğal disorganizasyon/doğal düzensizlik" var. Yani istediğiniz kadar çabalayın, istediğiniz kadar kural, sistem koyun yine de her şeyi mutlak düzene sokamıyorsunuz. Geriye mutlaka öngörülemeyen, kontrol edilemeyen, düzenlenemeyen bir kısım kalıyor. Bütün çabaların ardından elimine edilmesi mümkün olmayan bu doğal düzensizlikle karşılaşınca da düş kırıklıklarına uğruyoruz" diyor Ulaş Bey... Bu teklifimi yabana atmayın. Bundan sonra çetrefil konularda kamu düzeni ile ilgili kanunların hazırlanışında yönetim danışmanlarından yardım alın. Bu düzenlemeleri kimin yaptığını bilmesem..Bir ülkede kural konuluyor, baş örtüsünün nasıl bağlanacağına kadar metinde yer alıyor deseler..Herhalde bu insanların çoğunluğu deli, diye düşünürüm.

ÖNE ÇIKANLAR