Çünkü suçlu biziz, sizsiniz, onlar! Herkes…
Her şey göz göre göre geldi. Ses vere vere, bağıra çağıra, iz bıraka bıraka geldi. Bütün sorunlarımıza politik duruşumuzun görüş alanından baktık. Yapıcı eleştirilerimizi içimize gömüp yıkıcı eleştirilerimizle yangına körükle gittik! Ve her yangına odun taşıdık.
Okullarımızda bir şeyler oluyor da… Ailede olmuyor mu? Sokakta olmuyor mu? Pazar tezgâhında olmuyor mu? TV’de olmuyor mu? Sosyal medyada olmuyor mu? Ve hepsinin toplamında sosyolojimizde olmuyor mu o bir şeylerden?..
Hanımlar, beyler! Her şeyden önce herkes kendisine bakmalı. Kendisini öyle sigaya çekmeli ki kalbini ve ruhunu tırmalamalı. Sonra aynaya bakmalı, karşısında gördüğü her kimse ona bakmalı ve sormalı:
-Sen kimsin? Kıyasıya eleştirdiğin bütün kötülüklerin içinde senin de payın var mı?
Hiç kimse bunu yapmayacak biliyorum. Çünkü suçlu hazır! Okul meselesi olunca Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin! Hemen sosyal medyada alışılmış slogan belli: Yusuf Tekin İstifa!..
Bütün kötülüklerin, bütün olumsuzlukların, bütün sorumsuzlukların müsebbibi orada hazırdır ne de olsa! Oysa sayın bakan son otuz yıl içinde en radikal tedbirleri alan, sisteme neşter vuran bir bakan ve birkaç yıldır görevde. Sayın Bakan’ı haksız bir şekilde diline dolayan o kesime soruyorum:
-Sizlerin, bizlerin, onların hiç mi sorumluluğu yok! Öyle mi?
Söyleyeyim o hâlde:
-Çocuk yetiştirmek öncelikle ailenin görevidir. Onun ruh sağlığı, beden sağlığı ve davranışlarından ebeveynleri sorumludur. Okul 7 yaşından sonra devreye girer ve zaten aşağı yukarı kişilik oluşmuştur…
-Öğretmenin ve okulun görevleri arasında öğrenciye bekçilik yapmak yoktur! Bir bireyin hâlet-i ruhiyesini anne baba bilir. Okulda ergenlik çağındaki yüzlerce öğrencinin değişen hâlet-i ruhiyesini ölçecek anlık bir cihaz henüz üretilmediği gibi birinci görevi dersini anlatmak olan sınıftaki öğretmenin böyle bir yetkinliği de etkinliği de yoktur!
-Terbiye de ahlak da moral değerler de ailede öğrenilir önce. İnsana muhabbet duymak, şefkat, merhamet ve vicdan aile ocağında verilir. Yüce Allah'la yakınlık kurmak da onun emirlerini, yasaklarını öğrenmek de aile ocağında başlar.
Peki aile nerede? Anne nerede? Baba nerede? Moral değerler nerede?
Aile büyük deprem yaşıyor ve maalesef ailedeki depremin ayak sesleri ta okuldan duyuluyor! Sınıflarda gerilimlerini sıralardan, arkadaşlarından ve öğretmenlerden çıkarmaya çalışan, her türlü yönteme rağmen ıslah edilemeyen sorunlu ve sorumsuz çocuklar okulların toptan kalite yönetimini de tehdit ediyor!
Bu psikopat eğilimli çocukları ellerindeki sınırlı yetkilerle hiçbir şekilde disipline edemeyen okul idareleri, kendilerini sınırlayan bazı yönetmelikler ve problemli veli profili karşısında elleri kolları bağlı ne yapacaklarını bilemez hâldeler!
Bir de ilginç bir veli sorunsalı var ne yazık ki! Okuldan uzaklaştırma raddesine gelinceye kadar çocuklarıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan veli, bu devrede okulu basmaya, öğretmen ve idareleri tehdit etmeye, CİMER sopasını sallamaya ve siyasileri araya sokmaya çalışıyor!
Ş.Urfa ve Kahramanmaraş olayları bir öncü deprem kabilindedir maalesef.
Bu hepimizi ilgilendiren sosyolojik bir sorundur. Herkes çocuğuyla yakından ilgilenmeli, onun sosyo-psikolojik durumlarını yakından takip etmelidir. Bu çocukların sosyal medya ile olan irtibatları yakından gözlenmelidir.
Okul kapılarına polis koymakla bu sorun çözülmez.
Millî Eğitim Bakanlığı bir an önce 4+4+4 sistemine neşter vurmalı, okumak istemeyen bireyler zorunlu eğitimden ayrılıp yol verilmelidir. Zorunlu eğitim sorunlu eğitime dönüşmüştür maalesef. İlkokul yine 5 yıl olmalı, bu seviyeden sonra herkes önüne bakmalıdır. Tıpkı eskiden olduğu gibi.
Herkesin liseyi bitirmesi gerekmiyor. Aile de okumayacak çocuğunu derhâl bir meslek erbabının yanına çırak olarak vermeli erkenden yolu çizilmelidir. Bu ülkenin çiftçiye de çırağa da çobana da dünden fazla ihtiyacı vardır.
Ülkedeki herkes ama herkes şapkasını önüne alıp bu son olaylarda kendi payına düşeni hesaplamalıdır. Başkasını suçlamadan önce kendimize bakmamız erdemdir zira!

