Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Emine Erdoğan: Türk mutfağının kapısı Türkistan’da...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Geçtiğimiz günlerde ‘Türk Mutfağı Haftası’ etkinlikleri vardı.

Bunlardan biri Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayesinde Kültür ve Turizm Bakanlığının İstanbul’da düzenlediği programdı. Benim de davetli olduğum programda Anadolu’dan gelen şeflerin hazırladığı birbirinden güzel Türk lezzetleri davetlilere ikram edildi.

Hanımefendi’nin müşfik ve zarif dokunuşlarıyla kadim Türk kültürü ve geleneği, medeniyet unsurları birer birer naftalin kokulu sandukalardan çıkıp sergileniyor. Açık ve net söylüyorum, tam yüz yıldır hiçbir cumhurbaşkanı eşi böylesine geniş bir perspektifle milletinin değerleriyle hasbihâl etmedi, bu konuda derinlemesine mesai yapmadı.

Hanımefendi’nin bu vizyoner çabalarını bir Yesevi yürüyüşünün somutlaşmış tezahürü olarak değerlendiriyorum. Yesevi Ata’yı büyüten ablası ‘Gavhar Ana’ da Türkistan topraklarında mutfağı bir şifahane olarak görüyor, bitkilerden coğrafya insanına şifa dağıtıyordu.

Dolayısıyla bu muazzam kültür hafızasının ilk satırları medeniyetimizin ve dilimizin filizlendiği ata toprakları Türkistan’da yazılmıştır. Türk mutfağının irfani köklerini ve Emine Erdoğan’ın sırtını geleneğe dayayan geniş vizyonunu doğru anlamak için Türkistan gerçeğine, özellikle de Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi’nin miras bıraktığı kadim geleneklere bakmak gerekir. Ahmet Yesevi Türbesi’nin kalbinde yer alan ve asırlardır birliğin sembolü olan "Taykazanı", Türk mutfak kültüründe sıradan bir pişirme kabı olmanın çok ötesinde, kut, bereket, paylaşım ve toplumsal kardeşliğin en somut nişanesi olarak görülmüştür.

Yüzyıllar önce Türkistan bozkırlarında farklı boyları, dilleri ve kültürleri aynı kutsal kazanın etrafında, aynı çorba vesilesiyle birleştiren bu ruh, bugün Emine Erdoğan’ın gastronomi diplomasisinde yeniden hayat bulmaktadır. Onun öncülüğünde ilan edilen "Türk Mutfağı Haftası" etkinlikleri, tıpkı o Türkistan’daki Taykazanı gibi modern dünyada farklı milletleri ortak bir barış ve dayanışma sofrasında buluşturmaktadır.

Geleneksel derviş mutfağında kazana giren her nimete duyulan derin saygı ve tek bir pirinç tanesinin bile ziyan edilmemesi esası, bugün "Sıfır Atık" hareketinin evrensel felsefesiyle birebir örtüşmektedir. Ahmet Yesevi’nin Taykazanı ritüeli ile insanlığa sunduğu maddi ve manevi şifa, Emine Erdoğan’ın mutfağı bir şifa ve koruyucu hekimlik alanı olarak konumlandıran vizyonunda modern bir karşılık bulmaktadır.

Emine Erdoğan Hanımefendi’nin programdaki konuşmasında özellikle vurguladığı şu nokta bir hayli dikkat çekici ve anlamlıydı:

“…Çünkü Türk mutfağı tarihin en eski arşivlerinden biri, engin bir kültür deryası ve medeniyet hafızasıdır. Kapısı Türkistan'dan açılan bu büyük miras, göç yolları boyunca temas ettiği her coğrafyanın birikimini de heybesine eklemiştir."

İşte bugün bu zengin ve çok katmanlı gastronomik mirası küresel ölçekte hak ettiği yere taşımak, yalnızca geçmişe bir vefa borcu değil, aynı zamanda geleceğin dünyasını inşa etmek adına stratejik bir hamledir. Bu vizyoner ve kültürel dönüşümün arkasındaki itici güç hiç kuşkusuz Emine Erdoğan Hanımefendi’dir.

Bu vizyoner yaklaşımın en önemli tezahürlerinden biri de dünya genelinde büyük bir takdirle karşılanan ve Birleşmiş Milletler düzeyinde küresel bir harekete dönüşen "Sıfır Atık" projesidir. Türk mutfağının temel genetiğinde var olan "nimetin kutsallığı", "israftan kaçınma" ve "berekete saygı" gibi hikmetli ilkeler, Emine Erdoğan’ın küresel liderliğiyle modern ve uygulanabilir bir atık yönetimi modeline dönüştürülmüştür.

Geleneksel Türk mutfağında hiçbir malzemenin ziyan edilmediği, bayat ekmeklerin dahi yepyeni lezzetlere can verdiği, sebze kabuklarının şifalı sirke ve çorbalara dönüştüğü o irfani mutfak pratikleri, bugün insanlığın en büyük tehditlerinden biri olan iklim kriziyle mücadelede en hayati formülleri içinde barındırmaktadır.

Hanımefendi’nin himayesinde hazırlanan ve uluslararası alanda büyük ses getiren "Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı" adlı eser, bu vizyonun en somut belgesidir. Bu çalışmaların küresel ölçekte taçlandığı en önemli platform ise her yıl dünya genelinde kutlanan "Türk Mutfağı Haftası" etkinlikleridir.

Hasılı, bin yıl önce Türkistan bozkırlarında mayalanan, Anadolu’nun bereketiyle harmanlanan ve Osmanlının zarafetiyle incelen bu muazzam birikim, Emine Erdoğan Hanımefendi’nin mutfağı bir yumuşak güç diplomasisi, çevre bilinci ve bilim alanı olarak kurgulayan sıra dışı vizyonuyla geleceğe taşınmaktadır.

Hanımefendi’nin ömrü bereketli olsun, Allah kendilerinden razı olsun…

Meryem Aybike Sinan'ın önceki yazıları...