Eski hikâyedir.
Köyün ağası ile hizmetkârı atlı araba ile kasabaya inerken ağanın muzipliği tutmuş.. Hizmetçisine at pisliğini göstererek demiş ki;
-Eğer bu pislikten bir tutam yersen atı da arabayı da sana vereceğim.
Hizmetçi atlamış arabadan, söyleneni yapmış.
Ağa da sözünde durmuş:
-At da, araba da senin demiş.
Kasabaya inmişler.
İşlerini bitirmişler. Dönüş yolunda Ağayı almış bir düşünce..
Bu durumu köyde nasıl açıklayacak.. Köylünün diline düşmekten nasıl kurtulacak?
Hizmetçi;
-Dert etme Ağam demiş, aynı işi sen de yaparsan.. At pisliğinden bir tutam yersen atını da arabanı da alırsın.
Ağa da aynı işi yapmış, atını arabasını geri almış.
Köye girerken Ağa sormuş:
-Bu araba sabah köyden çıkarken kimindi?
-Senindi Ağam.
-Şimdi kimin?
-Yine senin Ağam..
-O zaman biz bu haltı niye yedik, demiş?
.......
Türkiye, cumhurbaşkanlığı seçim süreci başladıktan sonra gerildi, kamplara ayrıldı, süreci bitiremeden erken seçim kararı aldı.
Olup bitenlerin görünen yüzündeki özeti neydi?
Bu iş çoğunlukla olmaz uzlaşma ile olur diyenlerle, çoğunluğumuz var, uzlaşma sizin dediğiniz gibi olmaz diyenlerin tartışması değil miydi..
Arka yüzündeki gerekçeler farklı olabilir.
Ama görüneni buydu.
Bu kadar ay sonra, seçimden sonra uzlaşma arayacağımızı söylüyoruz.
O zaman dört aylık gerilimi, temmuz sıcağında seçim kampanyalarını niye yaşadık.
Hesabımız farklı ise şahsen aldatılmışlık duygusuna kapılmış olurum. Farklı değilse dört ay kimin için, ne için yorulduk ve nereye varmış olduk..
En başında uzlaşıp niye bu işi bitirmedik.. Niye Abdullah Gül''ü rencide edecek bir yola girdik..
Şimdi uzlaşırken onu tekrar onore edecek formülümüz var mı?

