Türkiye 60 ihtilaline kadar
görünürde her ne kadar parlamenter sistemle idare ediliyor gözüküyor ise de fiili durum başkanlıktan da öte idi.
İktidar olan partinin başkanı fiilen yasamaya da yön veriyordu.
Kanun çıkarma problemi yoktu.
Yanlışı doğrusu bir yana
tıkanma olmuyordu.
Bugünkü sistem öyle değil. Bakanlar Kurulu''nun karar alması yetmiyor.
Parlamentonun
kanun çıkarması da..
MGK''nın tavsiye kararı alması da.
Anayasa Mahkemesi''nin devreye girmesi de.
Görünürde son sözü söyleyecek kimse yok.
Bir devlet lafıdır gidiyor, devlet deyince kastedilen ne?
Hükümet değil, Anayasa Mahkemesi değil, cumhurbaşkanı değil.
Cumhurbaşkanı devletin başıdır, diyoruz altı kim.
Sıkışan siyasetçi
devlet politikası başka, hükümet politikası başka diyor.. Demirel de hükümeti tenkit edin ama devleti etmeyin diyordu.
Yemeyen, içmeyen, emirleri tartışılmayan, görünmeyen
bir devlet var.
O herşeyin sahibi.. Onu bağlayan hiçbir kural yok. Anayasanın bile üstünde. Onun altında parlamento var.. Yanında hükümet. Herkes her işini devlet adına
yapıyor. Ama özel sektördeki gibi aleni emir de vermiyor.
Yanlış yaparsa sorumluluk da kabul etmiyor. Yaparsa ne demek, asla yanlış yapmıyor. Çok kutsal olduğu için yanlış yapabileceğine ihtimal dahi verilmiyor.
Bütün yanlışların sorumlusu hükümetler.. Hükümetler hem devlete hesap veriyor hem de seçmene.
......
Herhalde çare devleti görünür hale getirmek.
Devleti görünür hale getirmenin çaresi ne, onu da siz düşünün.
Veya sabah akşam devlet lafı etmeyenlerin bu işi nasıl başardığını araştırın.

