Kaydet
a- | +A

Urduca biliyormuş. Fransızca biliyormuş. İngilizce biliyormuş. Osmanlıca biliyormuş. Bu dilleri birarada bilen çok insan var.. Dikkat çeken tarafı orası değil. Sanatçı olması.. İngilizce ve Fransızca''nın yanında ne alaka hesabı Urduca bilmesi.. Osmanlıca bilmesi. Osmanlıca''nın yabancı dil zannedilmesi hepimizin ayıbı..o ayrı.. Benim epey zamandır kafama takılan birşey vardı, zihnimdeki karışıklığı biraz netleştirdiği için ilgimi çekti. İnsanların yetişmelerinde bulundukları ortam çok önemli. Anadolu''nun bağrından kopup geldi, ama bakın nerelere geldi, denilerek anlatılan başarı hikayeleri vardır. Bu insanlar iş dünyasındadır. Bürokrasidedir. Üniversitedir vs. Peki bunların başarılı sayılma sebebi nedir? Köyünde kuzu otlatıyordu, geldi bıkmadı, usanmadı, okudu profesör oldu. Çocukluğunda tarlasında kuzu otlatırken, köyünün üstünden geçen uçaklara bakardı, hayal kurardı, şimdi bakan oldu..o zaman hayran hayran baktığı uçaklar onun ilgi sahasında.. Yine köyünde kuzu otlatırken şehre gelip okuyan, kariyer yapan dil öğrenen insanlar var. kasabadan gelip dil öğrenen insanlar var. Kastettiğim bu değil. Nasıl ki en iyi kayısı deyince aklımıza gelen bir il varsa.. Şeftali deyince ilk hatırlanan bir yer varsa.. Salatalık deyince en iyisi şurada yetişir deniliyorsa.. İnsanların da zorlama olmadan, doğal ortamlarında yetişmeleri farklı oluyor. Malatya''dan kayısı fidanını getirip Çatalca''ya diktiğiniz zaman siz de Malatyalı gibi kayısı yetiştirebilirsiniz. Ama aynı lezzet, aynı tat olmaz. Babasının görevi sebebiyle yıllarca Pakistan''da kalan, ilkokulu orada okuyan.. Liseyi ingilizce konuşulan bir ülkede okuyan.. Üniversiteyi kendi ülkesinde Osmanlıca öğreten bir fakültede okuyan, yüksek lisansını Fransa''da yapan birisi ile..ülkesinde üniversite bitirip, azmiyle gayretiyle, ingilizce öğrenip yurt dışına giden adam aynı olmaz. ... Çocukluğu tek parti dönemlerinde geçen.. O günün şartlarında bakan olan babası sayesinde, bürokrasi ve iş dünyası ile haşır neşir büyüyen, o günün şartlarında bütün siyasilerle içli dışlı olan evlerine girip çıkan, birlikte tatile giden.. Yine o günün şartlarında istediği ülkeye gitme imkanı olan bir adamın gazetecilik mesleğini seçmesiyle.. Köyünden gelen bir adamın aynı mesleği yapması aynı şey değildir. İkincisinin bilgisi birikimi kağıt üzerinde ilkinden fazla olsa da aynı değildir. Birincisi her zaman bir adım öndedir.

Dört bilen sanatçı, Urduca''yı isteyerek öğrenmiyor.. O ortamda bulunduğu için ister istemez öğreniyor.. Babasının görev yeri değişince yine ister istemez İngilizceyi öğrenmek zorunda kalıyor. Yine zorlama olmadan farklı ortamlarda bulunuyor. Bırakın imkansızlığı, hali vakti yerinde bir adam çocuğunu önce Pakistan''a, sonra Amerika''ya, Sonra Fransa''ya, sonra İngiltere''ye gönderse.. Dadılarla yardımcılarla ve sırasıyla bu ülkelerde ilkokulu, liseyi, üniversiteyi okutsa, aynı verimi alamaz. İşin doğallığı bozulur. Hayat tarzı yaşanarak öğrenilir.. İki nesil yaşadıktan sonra, üçüncüsü eh işte olur.

> Sağlık hizmeti Devlet hastanelerinde poliklinik hizmetlerinden yüzde 40 katkı payı alınsa.. Ve bu pay hastanelere bırakılsa.. İlaçtan alınan katkı payı da ikiye katlansa ne olur? İlk akla gelen şu olur herhalde: Yahu insanlar yeşil kartlı yahut SSK''lı bu payı ödeyecek mecali mi var. Yoksa bile şimdi hiç hizmet alamıyor.. O zaman hiç olmazsa ortahalli bir hizmeti yüzde 60 ucuzuna alır. Mükerrer muayene, ilaç israfı ortadan kalkar. Yığılmalar azalır Üç kuruş para veren hesabını gözden geçirir, ödediği kadar diklenebilir. Yatarak tedavi olmak zorunda kalanlara zaman ve imkan kalır. Hastadan alınan pay da hastane personeline dağıtılır.

ÖNE ÇIKANLAR