Hüsnü Bey, evini satarak kurduğu bankanın yüzde 46 hissesini 2.7 milyar dolara sattı. Bu her babayiğidin harcı değil. Bu kadar sürede bir milyon doları 2.7 milyar dolar yapan iş adamı yok gibi bir şey. ..... 20 sene önce mecburi tasarruf fonu kuruldu, çalışanlardan işverenden kesinti yapıldı.
Geçen sene bu fon tasfiye edilince, başarı sayıldı.
Eh, çok şükür, 19 yıllık derdi çözdük denildi. Konut edindirme fonu kuruldu, şimdi tasfiye edilebilir hale gelmesi, yahut tasfiye edilmesine karar verilmesi bile müjde sayılıyor. Böyle kararların hangi iktidar dönemine denk geldiğinin bir önemi yok. Esas itibariyle devletin vatandaşıyla olan bu tarz ilişkilerinde sicili çok berrak değil. 960''tan sonra da benzeri bir teşebbüs olmuştu.O teşebbüs de hesabı verilmeden kapandı, gitti.
Bu iki örneği, Hüsnü Bey''in başarısı hatırlattı. Fonların kuruluşu ile Hüsnü Bey''in patron olarak iş hayatına atılması yakın tarihler. Bu fonları Hüsnü Bey yönetseydi, KEY''deki paralarla çalışanların tamamı ev sahibi bile olurdu. Tasarruf fonunda birikenler de yine bütün çalışanları (Bir milyon doların 2.7 milyar dolar olabildiği dikkate alınırsa) abad etmese de mutlu ederdi. İş işten geçmiş değil. Öğütülecek, beş on sene sonra nasıl tasfiye ederizin derdine düşülecek bir fon daha var. İşsizlik Sigortası Fonu..Orada milyarlarca dolar birikti. Bari o konuda Hüsnü Bey''den yardım istesin kamu yönetimi.. Benim şahsen Hüsnü Bey kadar başarılı bulduğum, büyümesine gıpta ettiğim bir kurum daha var.. OYAK.. Onlardan da yardım istenebilir. ..... Merkez Bankası Vakfı yöneticilerinden yardım istenebilir. Neticede kamu hizmetidir, başarılı insanların kamuya yararı olacak böyle bir hizmete hayır diyeceklerini zannetmem.
> Mülk sahibi Şöyle bir görüntü var bu güzel ülkede: Sanki, düzen, sistem, devlet, rejim..adı her neyse..İnsanlar için değil de, insanlar rejim için, düzen için, devlet için var. Ve yine sanki bu işletme sistemi insanların mutluluğu, refahı için bir araç değil.. Görüntü böyle.. Bir ülkede yaşayan insanlarla o ülkedeki müesses nizam arasınaa zımni bir anlaşma vardır. Vatandaş der ki, ben burada yaşayacağım, vergimi vereceğim, kurallara uyacağım..Buna karşılık sen de, benim mal güvenliğimi, can güvenliğimi sağlayacaksın. Adaleti tesis edeceksin. Bu zımni anlaşmanın ihlali halinde ödenmesi gereken bir bedelin olması lazım. Buna örnek uygulamalar var mı? Vatandaş öyle ya da böyle bir bedel ödüyor. Anlaşmanın öbür tarafına imza atan bedel ödemiyor. Çünkü bu işi mutabakat gibi görmüyorlar yahut görmüyoruz. Saltanat olsa, padişahımız efendimizin mülküdür, deriz. Şimdi kimin mülkü? "Hepimizin" deyince herkesin olmuyor ki..

