Kaydet
a- | +A

Abartmadan anlatıyorum: Bir arkadaşım var, bir kamu kurumunda hizmet

veriyor.. Mübalağasız

hergün 9.30''da işyerinden çıkar

borsanın sabah seansına yetişir, 12''ye kadar aracı kurumda kalır, 12''de yemeğe gider, yemekten sonra işyerine şöyle bir uğrar, bir saat kalır , tekrar asıl işine borsaya döner. Öğleden sonra

seanslarını (14.00) hiç aksatmaz.

Alır, satar, satar, alır.

Ben de her

rastlayışımda takılırım:

Bu

aziz memurumuz devlet hizmetini günde iki saat verir.

Başkaları kaç saat veriyor sanki, demeyin... Hikayenin sonuna bakın:

Günde iki saat mesaiye rağmen işyerinde tutulan çetele hesabında her ay birinci olur, en başarılı memur seçilir.

İşyeri, teşvik için bunların yaptığı işin çetelesini tutarmış.. Parçabaşı gibi birşey.. Bu da her ay ençok iş yapan eleman olur, bir de takdir görürmüş.

Günde iki saat mesai ile birinci olunan kurumun halini varın siz hayal edin.

....

Buralar kamu kurumu biz de dolaylı işverenleri olduğumuza göre şöyle bir teselli yolu bulabiliriz.

Evet, devletimiz bir kişilik işi on kişiye yaptırıyor ama on kişiye de bir kişilik maaş veriyor... Maaş olarak fazla bir kaybımız yok.

Kayıp adamların telefon masrafı, yemek masrafı, işyerlerini ofis gibi kullanmalarının masrafı vs.

Ona da memnuniyetle katlanmak lazım.

Doğrudan vatandaşla ilişkisi olmayan kurumlar için fazla dert edecek birşey yok.

Hizmet sektörleri için durum biraz farklı.

Eleman sayısı arttıkça vatandaşın ıstırabı artıyor.

Onlarda yapılan işin hesabı çetele ile ölçülmüyor.. (Elde kalanla ölçülüyor)

Elde birşeylerin kalması için de işlerin elden geldiği kadar uzatılması gerekiyor.

Maliyetleri üçe, dörde katlanıyor.

ÖNE ÇIKANLAR