Televizyonlarda hergün onlarca
polisiye haber seyrediyoruz. İçinde mahkeme safahatı olan yok.. Mahkeme safahatından kastım şu:
Filanca günlerdir filan konuda yargılanıyordu.. Bugün yargılama bitti, mahkeme şu kararı verdi.
Bir müddet sonra, "Yargıtay da onayladı" türünden haber.
Sıfatı ne olursa olsun.. Sanatçı, işadamı, esnaf, memur.. vs.
Haberdeki görüntü aynı:
Gözaltına alınma sahnesi.. Sanki herşey kesinmiş gibi
sıralanan
ithamlar..
Ailesi, anası, babası, adli tıbba gidiş sahnesi, polis otosundan iniş sahnesi...
Bizim aklımızda şu kadarı kalıyor:
Vay namussuz, ne haltlar yemiş.
İki yıl sonra
mahkeme sonuçlanıyor, aynı adam berat ediyor.. Bizde çıt yok.
O da derdini kimseye anlatamıyor. Yırtınsa, didinse.. Elinde mahkeme kararıyla kapı kapı dolaşsa da anlatamaz.
Zihinlerde ekran görüntüleri var. Televizyon ve gazeteler mahkemeden önce kararını vermiş:
Katil, hırsız, dolandırıcı veya uyuşturucu satıcısı..
...
Hazırlık soruşturması gizlidir, diyorlar.
Oysa polise uğrayan herkesin ifadesini satır satır gazetelerden okuyoruz.
Mahkeme kararı olmadan kimse suçlu ilan edilemez, diyorlar.. Biz medya olarak ilan etmekle kalmıyor, infaz etme hakkı da istiyoruz.
Yayın yasağı da kâr etmiyor.
İşte yayın yasağı olan son olay.. Yasaklısı böyle olursa yasaksızı nasıl olur..
....
Bu mutabakatla
düzene sokulabilecek bir dert değil. Taraflar arasındaki kavgaya (bilerek veya bilmeyerek ) hazırlık soruşturmalarını sızdırarak, sızdırılanları yayınlayarak polis ve medya alet oluyor.
Bu problemin önüne kurallar netleştirilerek..uymayanların cezası artırılarak geçilebilir.
Hergün emniyetten adli tıbba.. adli tıptan mahkemeye sürüklenen insan görüntülerinin önüne geçmek lazım.

