Almanya''da Türkler arasında yapılan bir ankette ''Libya veya Irak herhangi bir saldırıda bulunursa onlara karşı Almanya''yı savunur musunuz?'' sorusuna evet savunurum diyenlerin oranı %50 civarındayken bu oranın Almanlar için %42 olduğu ortaya çıkmış.
Üstelik savaşacakları ülke Müslüman ülkelerdir. Konu ile ilgili haberde bunun kabul edilme sendromundan kaynaklandığı ifade edilmiş.
Bu kadar basit değildir herhalde... İskilip''in dışında yaşayan hemşehrilerimizin İskilip''le ilgili olarak fanatik ölçüde sevgi duygusuna sahip oldukları bir gerçektir. Ancak bazı hemşehrilerimiz bunların içerisinde durumu iyi olanların neden İskilip''e yatırım yapmadıklarını hatta İskilip''te tatillerini geçirecek bir ev, villa yaptırmadıklarını söyleyerek nazikçe tenkit etmektedir. Hemşehrilerimiz genelde yatırım denince bina, yol gibi konuları ele almaktadır. Ancak İskilip''te herkesin görmediği kamu hizmetleri için örneğin bir aş evine 30-40 bin YTL''lik yardım ya da 35 yıldır ortaokul ve lise birincilerine verilen yıllık 2500 YTL''lik teşvik ödülünün bina yatırımlarından daha fazla işe yaradığını görmek şarttır. Cevap olarak da İskilip''te bu hemşehrilerimizin yatırım yapmak veya villa yapmak için ciddi bir ortama sahip olunmaması hususu belirtilmektedir. Bu iki örneği dikkate alırsak bir ülkeyi veya şehri sevmenin sadece kişisel özelliklere bağlı olmadığı, memleket sevgisinin hesaba katmadığımız bazı özelliklerinin de bulunduğu, bizde ülke ve şehir sevgisinin sadece kan dökmekten ya da gereken neyse yapmaya hazırım anlayışından öteye hususlarının da olduğu açıktır.
Ya sev ya da terk et gibi sloganların da bu tür anlayışların bir uzantısı olduğu, ancak bu ve diğer vatanseverlik anlayışlarının sonucu itibarıyla yaraya merhem olmaktan uzak olduğu bir gerçektir. Bu kadar ülkesini seven veya memleketi için her şeyini vermeye hazır olan insanlara rağmen neden her geçen gün sosyal ve ekonomik anlamda aynı yerde kaldığımızı izahtan uzaktır
Öyleyse problem nerededir? Hayrettin Karaca TEMA Vakfı Başkanı olarak Erzincan''a geldiğinde bize erozyonun düşman işgalinden daha büyük bir felaket olduğunu, vatanın çakıl taşı için canını feda etmekten çekinmeyen bizlerin bu felakete seyirci olmaktan öteye daha da hızlandırdığımıza dair bazı olumsuz örnekleri anlatmıştı. Biz her yerde vatanla ilgili yazılar, konferanslar vs... verirken vatandaşlık anlayışımızdaki sakatlığı hiç dikkate almadık.
Yurt dışına gittiğimizde veya bir turist ülkemizde kaza yaptığında ülkesinden uçak, helikopter gönderilerek imdadına yetişen bir sistemi kurduğunu yaşayarak görünce bazı konuları atladığımızı, yanlış düşündüğümüzü hissettik.
Bizim Rum esaretinden kurtardığımız KKTC''li Türklerin daha sonra ekonomik bir geriliğe -gerekçe ne olursa olsun- esir olduğunu, üstelik düşmanımız Rumların bizimkilerden 5-6 misli zengin olduğunu da bizzat müşahede ettik. Vatanseverlik, din veya memleketçilik gibi kavramların bir duygu olmaktan öteye ideoloji veya siyasi bir hareket haline getirildiği ve bu ideolojinin içine kucaklayıcılıktan, kapsayıcılıktan uzak unsurların ilave edildiği her ülkenin akıbeti birbirine benzemektedir.
Bu akıbet güçsüz ve bağımlı ekonomi, fonksiyonelliklerden, verimlikten uzak, içine kapanık bir dünyanın ortaya çıkışıdır. Türkiye''yi veya İskilip''i artık başka türlü sevmemiz şarttır. Aksi halde bu sevgi bizi geri bıraktırmakta, öldürmekte ve nostaljik takılmalardan öteye götürmemektedir.. Beni böyle sev seveceksen diyen şarkıcıya kulak asmamakta yarar var. Peki vatanımızı, ülkemizi ve İskilip''i nasıl seveceğiz?" Orhan Öztürk-İskilip Belediye Başkanı

