İki eski bakanın Yüce Divanda yargılanmaları bana üç ortaklı hükümeti hatırlattı. Ecevit vardı, Bahçeli vardı, Yılmaz vardı. Zaten sık sık liderlerin toplanıp çözmeleri gereken bir konu olurdu. Onlar bir odada toplanırdı, millet de ekran başında.
Toplantı sonunda merdivenlerden yavaş yavaş inip merdiven altında oy sırasına göre ayakta açıklama yaparlardı. Hükümet başkanı ortada..Sonraki büyük parti sağında..küçük ortak solunda..Hatta bir defasında küçük ortak yanlışlıkla mı, bilerek mi sağa geçmişti de, ikinci büyük ortak arkadan dolaşıp küçük ortağa yerini işaret etmişti. Hükümet üç partiden oluşuyordu ama, hükümet içinde ikinci bir hükümet gibi olduğu ima edilen Hüsamettin Özkan vardı. Kamera karşısına çıkmazdı, konuşmazdı, kimse sesini duymazdı. Nasıl olurdu bilmiyorum, bize sadece usulüne uygun olarak çok önemli olduğu duyurulurdu. Birçok işin onda bittiği, ortaklar arasındaki dengeyi onun kurduğu, partinin görünmez hakimi olduğu, gece gündüz çalıştığı, hatta zaman kaybını önlemek için Başbakanlık Müsteşarı ile yan yana çalıştığı anlatılırdı. Sonra kriz oldu. Kriz ne özet bir kelime...
Amerika''dan Derviş geldi. Üç beş ay da onu ağzımız açık seyrettik. Bizi kurtaracaktı. İlk bir ay adamın attığı adım, giydiği şort bile haber oluyordu. Yine o günlerin rivayetine göre, onun da perde arkasında akıl hocası Hüsamettin Bey''di. Hükümet üyeleri ile ilişkisini o kuruyordu. İhtilaflarda arabulucu oydu. Sonrası yakın hikaye..DSP dağıldı. Hükümet içindeki hükümetle Derviş, yollarını ayırdı. İkisi de silinip gitti..Veya unutuldu. Sonra kum saati ters çevrildi, kaset başa sarıldı. Bildiğiniz şeyler oldu yani. Milli irade tecelli etti, sağduyunuzu göstererek tek parti iktidarı çıkardınız, çok şükür istikrar yüzü gördük diyerek sevinip şükrettiniz. ..... Aslına bakarsanız siyasilerin muhakemesi çok önemli değildir. Sonuç beraat olur, yahut küçük bir mahkumiyet kararı olur.. Gelir geçer. Daha önemlisi o günlerin hiç geçmeyeceğini zannetmeleri. Ayakları yerden kesilmeyeni çok az. Şartlar çoğunu havalandırıyor.. Ayaklar yerden yerden kesiliyor, büyük ihtimalle farkında olmadan, bu işler için yaratılmış, özel bir lütuf olarak bu ülkede doğmuş insanlar oldukları hissine kapılıyorlar. Sonra dönüş yolu başlıyor. Son yıllar, nice gidiş gelişin hikayesi ile dolu.
..... Her fırsatta hatırlamanın sakıncası yoktur. Parlamenter sistem bizim yapımıza uymuyor. Zannın aksine başkanlık sistemi olsa nihayetinde tek adamın nazını çeker, el üstünde tutarız, tek adam da ayakta kalma, yerini koruma telaşına düşmeden görev süresini tamamlar ve gider. Yasama da boynu bükük kalmaz. Bu sistem, dolaylı olarak yürütmenin başını yasamanın da başı haline getiriyor. Koalisyonsa ortaklar arasındaki dengeler..Tek parti ise parti içindeki güç dengeleri belirleyici olabiliyor ancak yürütme yasamanın içinden çıktığı için o hep sözü edilen kuvvetler ayrılığı lafta kalıyor.

