Almanya''dan bir
vatandaşımız aramış.. Yoktum, "nerede o adam?" demiş.
Adını vermemiş ama söyleyeceğini söylemiş:
-O adam milli duygularımızı zedeliyor, hep böyle yapıyor.
Devlet kesesinden geçinenler şan, şeref, milli duygu işlerine çok düşkün oluyor.
....
Cumhuriyetin ilk yıllarında
tayinle gelen bir milletvekiline dostu sormuş:
-Siyasi durumu nasıl görüyorsunuz?
-Biz milletvekiliyiz, demiş; siyasetle uğraşmayız.
Siyasetten konuşmak uzun yıllar
küçük bir azınlığın tekelinde kaldı.
946''dan sonra ise toplumun kendini kaptırdığı tek konu siyaset
oldu.
Artık evde, işyerinde, kahvede
siyaset konuşuluyordu.
Ve Türkiye''nin tek derdi siyasi kadroların değişmesi zannediliyordu.
Kitleler CHP baskısından illallah demişti.
Büyük şehirlerdeki
kravatlılar uygarlığı köy ve kasabalarda jandarma dipçiğine dönüşmüştü.
Muhalefetin işlediği öz tema buydu:
Artık yeter!
Kimsenin ne milli gelirden haberi vardı ne de ticaret dengesinden .
Köylerdeki ekonomik sefaleti anlatmak suçtu.
Kravatlılar ağızlarından düşürmedikleri uygarlığı sadece
kendilerinin ucuz ve konforlu yaşaması için geliştirmişlerdi.
Herhangi bir düşman saldırısının içerilere
uzanmasını önlemek için karayolu yapılmıyordu.
Milli gelir 80 dolardı.
Okullarda ise çocuklar bangır bangır bağırıyordu:
Yelelerinden tutup tarih denen aslanı
Diyelim hep bir ağızdan sahibin Türkü tanı.
Türkün güneşiyle dünya ufku ağardı
Türk olmasa tarihe yazacak ne vardı.
Bu hamasi şiirler sefalet içindeki memleketi
milletin gözünden saklamaya yetiyordu.
Bu perdeyi aralamaya kalkışmak millete, devlete, vatana ihanetti.
Karma ekonomi adı altında devlet eliyle kişiler zengin edildi.
Türkiye çok pahalı ödedi bu oyunu..
Hâlâ da ödüyor.
Milli duygular narkoz görevi yapıyor.
Ayılmaya başlayanı narkozlayacaksın.

