Estetik uzmanları hastalarının şurasını burasını düzeltmeden önce fotoğrafı bilgisayara aktarıp üzerinde düzeltmeler yapıp operasyondan sonraki görüntünün nasıl olacağı konusunda hastalarını bilgilendiriyorlar. -Bakın efendim, burnunuzu biraz kaldırınca böyle olacaksınız.. -Biraz da genişletsek? Biraz genişletip tekrar bakıyorlar. Ben bu işleme projeksiyon gibi bir şey diyecektim ama onların dilinde hastayla karşı karşıya oturup resim üzerinde konuşmayı sağlayan sistemin bir adı varmış: "Mirror imaging system" yani ayna hayalleme sistemi. Bu sistem bana bir şey ilham etti. Geçmiş örneklerine rağmen kamu hizmeti görenlerinden seçilmişlerine, özel sektördekiler patronlara kadar herkes halihazırdaki yerini ve konumunu nihayetsiz zannediyor. Hep böyle, bu şartlarda, bu konumda kalacaklarmış gibi. Daha iyi olacak, ümidini yersiz bulmam. Ama hiç olmazsa zaman zaman farz-ı muhal kabilinden insanların kendilerini bir başka konumda ve şartlarda hayal etmesinin ne zararı var. Bu işlerin de estetik cerrahlar gibi uzmanı olsa, ayna tutup görüntülü olarak, "Bakın efendim, üç sene sonra bu işten ayrılırsanız.. Emekli olmanız halinde sizi böyle bir hayat bekliyor.. Parlamento dışında kalırsanız böyle.. Yukarı çıkarsanız böyle.. Kriz olursa böyle.. Köşenize çekilirseniz böyle..." şeklinde görüntülü bir projeksiyon çoğunun kolunu kanadını kırar gibime geliyor. Ama her şeyiyle projeksiyon. Çevresiyle..Arayıp soranlarıyla..Kapı önünde bekleyenleriyle..Siz lütfu ilahisiniz, diyenlerin nerede olduklarının görüneceği şekilde..
On yıl önce -şu sebeble bu sebeble- kapısında kuyruğa girdiğimiz adamları hatırlamıyoruz bile. Yahut o günlerde yok saydıklarımız, hesaba katmadıklarımız farklı yerlerde olabiliyor. Genelde özel sohbetlerde bu konular açıldığı zaman herkes her şeyin farkında olduğunu hissettirir. Yani, bütün bu izzet, ikram ve itibarın konumdan kaynaklandığı hatırlatılıp, "Bir de düşmeye gör, ben bilmez miyim bu insanları" denir. Denir de eskilerin tabiriyle "yakîn" hasıl olmaz. Dil ucunda kalır. Taa ki, biliyordum, demiştim zaten aşamasına kadar.
Deri ceket Deri giysiler artık çok yaygınlaştı.
Bu sektörde içerde dışarda isim yapmış markalar var. Üretim kapasiteleri çok yüksek. Hammadde ihtiyacının yüzde 80''ini dışardan temin edip yine ürettiklerinin önemli bir kısmını dışarıya satıyorlar. Marka olmuş, mağazalar zinciri kurmuş bir yere gittiğiniz zaman size söyledikleri "efendim bu kuzu derisi, bu dana derisi " oluyor. Etiketlerinde sadece "gerçek deri" ibaresi var, o kadar. Oysa çanta, cüzdan gibi aksesuarların yahut süet giysilerin yahut ayakkabıların astarlarında domuz derisi de kullanılıyor. Sadece domuz derisinden ürünlerle de karşılaşılabiliyor. Bu konularda tüketiciyi bilgilendirme ihtiyacı da duymuyorlar. Oysa her ürünün bir bilgi notu, etiketi olsa, beyan esas kabul edilir, hem gerçek dışı beyanla karşılaşıldığı zaman bu işin bir müeyyidesi olur hem de bu konularda hassasiyeti olan tüketiciler tedirgin edilmemiş olur.

