Kaydet
a- | +A

Meclis Başkanı bile rahat konuşamıyor.

Aslında Başbakan da rahat konuşamıyor.

Peki kim konuşunca hiç tepki almıyor?

Pratik bir çözüm öneriyorum:

Kurumların başındaki insanların konuşmalarını Diyanet''in ortak hutbesi gibi tek elden hazırlayan bir kurul olsun.

O kurul hazırlasın kimin nerede ne konuşacağını.. Kurulun hazırladığı metin, MGK''da onaylansın.

Elde hazır konuşma metinleri de olsun.

Anayasa Mahkemesi Başkanı''nın konuşması..

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı''nın konuşması.

Önemli günlerde Meclis Başkanı''nın yapacağı konuşma..

Önemli cenazelerde yapılacak konuşmalar..

Mecliste muhalefetin yapacağı konuşmalar..

Açılışlarda, kapanışlarda, 23 Nisan''da, 19 Mayıs''ta, 29 Ekim''de.. Adli yıl açılışında.. Onay almış konuşmalar tepki de almaz.

....

Siyasileri ayrı tutarak soruyorum: Devleti sahiplenip kafa yoranların bir öngörüsü var mı?

Bu devranın daha ne kadar devam edeceğini düşünüyorlar?

Gerçi geçiş hazırlıkları yapıldığına dair emareler yok değil.. Her şeyi abartmak da geçişe bir hazırlıktır.

Aynı konulara takılıp kalarak insanları bıktırmak..

Bu nasıl bir ülke ki tartışma konuları hiç değişmiyor?

50''li yıllarda aynı.

60''larda aynı.

70''de, 80''de, 90''da, 2000 de.. aynı konuların tartışılması bu kadar zaman geldik bir o kadar da.. En azından bir o kadar da gideriz rahatlığını mı veriyor.. Yoksa yolun sonuna gelmişlik kaygısı mı?

Sizin ikna etmek, inandırmak gibi bir derdiniz yok mu?

Korkutmak yetiyor mu?

------

Hangi taraf

Meclis Başkanı''nın konuşması üzerine görüş bildirenleri, tepki verenleri alt alta yazıp ikiye ayırdığınız zaman (olumlu-olumsuz) ilginç bir tasnif çıkıyor ortaya..

Yani alışılagelmiş ayrışmanın dışında bir tasnif.

Parti içinden de hoş karşılamayanlar olduğu gibi, dışardan çok olumlu bulan da var.

Bu (taraflar)a bir isim bulabiliyor musunuz?

Pek alışıldık kamplaşmaya benzemiyor?

İşaret fişeği gibi sanki?

Herkes yerini belli etsin, der gibi.

ÖNE ÇIKANLAR