Artık hiçbirimizin yadırgamadığı gerçekler var: Memurlarımızın büyük bir kısmı ikinci bir iş yapıyor. Kimi birşeyler satıyor, kimi iş takip ediyor, kimi de başka çare arıyor.. Çoğu zaman buluyor da... Bütün bunları yaparken işinden ayrılmayı da düşünmüyor. .... Bazen on onbeş yıllık polis memurları görüyorum, on yaşındaki otomobiliyle uğraşıp duruyor. Sadece hafta sonlarında bindiği otomobili onun için ağır bir yük gibi.. Ne hikmetse böyle memurlara sempati duyuyorum. Bazen de başka memurları görüyorum, bindiği otomobil maaşının tamamının yüz katına denk geliyor.. Tamamından şunu kastediyorum. Her ay aldığı maaşı yemeden, içmeden, kira, telefon, elektrik, mutfak masrafı yapmadan biriktirse yüz ayda biriktirebileceği parayı kastediyorum. O zaman da kafam karışıyor. İnsanlık halidir, ailesi zengindir, eşi zengindir, dayısı zengindir.. Peki bu kadar varlıklı bir aile niye oğlunu gecesi gündüzü belli olmayan bir işte koşturuyor. ... Bazan üst geçitlerde seyyar satıcılık yapan memurlar görüyorum.. Onlara da sıcak bakıyorum. Çünkü hesabının içinden çıkabiliyorum. İstanbul''a tayin olmuş, aldığı maaş yetmiyor, vardiyalı çalıştığı için istirahatli olduğu günlerde kaset satıyor, gözlük satıyor.. Mevzuata aykırı olsa da bunun iki anlamı var: Ya çok dürüst bir adam.. Ya da elinden başka birşey gelmiyor. .... Bizde evrakların dürüst olduğumuzu söylemesi yetiyor. Sabıka kaydına rastlanmamıştır. Protesto edilen senet kaydına rastlanmamıştır. .... Oysa üst geçitte kaset satan memurun protesto olan senedi vardır.
22 milyarlık otomobile binen memurun bütün ödemeleri kağıt üstünde düzgündür. Ne zamana kadar.. Trafik kazasına kadar.. Kaza olacak, iki kişiden biri ölecek.. Ölen cezaevlerine mal satan adam olacak. Yaralanan o dönemin cezaevleri genel müdürü olacak. Birileri de soracak? Bunların aynı otomobilde işi ne? Bir hafta konuşulacak, unutulup gidecek.. Sonra hayat yeniden başlayacak.. Hiçbirşey olmamış gibi..

