Ben aklımı devreye soktuğum zaman genellikle çuvallayan biriyim.
(...)
Bu kadar duygu, bu kadar insanın yürek bilgisi, bu hayatın en temel gerçeklerinden biri olan ölümle
yok olduğuna inanmıyorum artık. Fakat bizim biçimsel olarak gördüğümüz o noktadan sonra
çok cahilim ve
gelişmek istiyorum. Mümkün değil yani yok olması ve kaybolması... Sonra giderek başka bir biçime doğru hareket ediyor... Yoksa çok acı ve dayanılmaz bir şey olurdu insanın dünyadaki macerası.
* * *
En büyük projem "ben" meselesinden sıyrılmak.
Yani peşine düştüğüm şey bu. Mülakatlardan sonra ne kadar çok "ben" lafı geçti, ona dikkat ediyorum. Bak yine düştüm bu tuzağa diyorum kendi kendime. Bütün bu şarkılar, sözler, sesim..kendi marifetimle elde ettiğim şeyler değil. Bu bir lütuf, bir şans. Dünyaya böyle gelmiş, insanlara böyle ulaşıyor olmak. Onun için kendi marifetim olmayan malzemelerden dolayı böbürlenmek saçma gelmeye başladı bana.
Hayatın içinde övünmek, şişinmek veya kendini bir şey zannetmek. Peşine düştüğüm en vazgeçilmez şey, bu dünyevi "ben" duygusundan sıyrılabilmek. Bunu hayatımı tamamlamadan halletmek istiyorum.
(...)
Mutlak gerçeği arayanlardanım. Dünyanın bu kadar olmadığına, hiçbir şeyin de bu kadar olmadığına inananlardanım ben. Ama çok bilgisizim... Nasıl ulaşacağım oraya ben de bilmiyorum. Geldiğim noktada ölümün de mutlak bir son olmadığına inanıyorum artık.
Beden ne oluyor, ruh ne oluyor, bu enerji nereye gidiyor... O bilgileri bilmiyorum. Paylaşmak, dağıtmak istediğim çok şey var... Ölürsem nasıl yapacağım, bunun mutlaka bir yöntemi var ama..
En azından mutlak bilgiye ulaşmak için çabalamak, oraya yaklaşmak bile insanın dünyadaki nefes alış verişini kolaylaştırır diye düşünüyorum. Her şeyin bu dünyada biteceğine inanmak katlanılır bir şey değil. Bu bilginin peşine düşmek gerek. Zaten mutlak bilgi dediğiniz şeyin ucu neticede Allah''a dayanıyor. Ben oldum olası Allah''a hep inandım. Yani hiçbir şey üniversite çağlarından okuduğumuz kitaplar, evrim teorileri, ideolojik kitaplar maddeyi açıklayan, maddeyle açıklanan hiçbiri...çok ikna edici
insanlar, yazılar...bu duyguyu yok edemedi.
Çok zor bir yola düştüm. Ama onu bir kere
keşfedince de resmen temizlendiğini falan hissediyor insan.
Ailem dindar insanlar. Kendimi emniyette hissediyorum onların dualarıyla.
.....
Yetenek, zeka, gen..hiçbir şeyinin sahibi değilsin. Ne geldiğin yeri tam biliyorsun ne de gideceğin yeri... Tam bilmiyorum doğru kelimesini, bir lütuf diyelim... Kendini sana ait olmayan şeylerin
sahibi hissetmediğin an böbürlenecek bir şey de kalmıyor."
Sezen Aksu, kendi deyimiyle "zorlu yolculuğa" çıkalı yıllar olmuş.
Bu kadar yılda nereye varmış, ne bulmuş... Ses seda yok.
Ama yıllar sonra bu notlara bakınca arayışı bile ilginç geldi.

