Kaydet
a- | +A

> AK Parti'nin karşısında yer alan blokun birinci hedefi, seçim sonrasında anayasanın değiştirilmesini engellemek.

Eskiden seçimlerde kimin iktidar olacağı kaygısı yaşanırdı. 91'den 2002'ye kadar anket sonuçlarına bakarak kimin kiminle koalisyon kurabileceğinin hesapları yapılırdı.

2007'de dahi anketlerdeki yüksek oranlara rağmen AK Parti'nin tek başına iktidar olup olamayacağı üzerine tahminler yürütüldü.

Bu seçimde, kim iktidar olacak, sorusuna cevap arayan yok.

İktidar partisinin yüzde kaç oy alacağından ziyade kaç milletvekili çıkarabileceğinin hesabı yapılıyor.

330 ve üzerinde milletvekili çıkarırsa, yeni anayasayı tek başına meclisten geçirip referanduma götürebiliyor.

Teknik olarak bu sayı 367'nin üzerinde olursa referanduma gerek kalmadan yeni anayasayı çok kısa sürede yürürlüğe sokabiliyor.

Sonuçlara bu açıdan bakınca, iktidar partisinin 280 milletvekili çıkarması ile 325 milletvekili çıkarması arasında bir fark görünmüyor.

Veya 333 milletvekili çıkarması ile 360 milletvekili çıkarması arasında da bir fark olmuyor.

Her iki sayı da yeni anayasayı referanduma sunabilmek için yeterli.

AK Parti'nin karşısında yer alan blokun birinci hedefi, seçim sonrasında anayasanın değiştirilmesini engellemek.

Yahut pazarlık masasına oturma imkânına kavuşmak. Her iki hedef de aynı kapıya çıkıyor. Ülkenin dönüşümüne engel olmak. Bu düzenin devam etmesini -mümkün olduğu kadar- sağlamak.

İngiliz dergisi eliyle verilen mesajın özeti bu.

İktidar olsunlar ama anayasayı değiştirecek çoğunluğa erişemesinler.

Ben seçmen iradesi denilen şeyin, tam olarak ne anlama geldiğini bilmediğim için, bir tahminde bulunamıyorum.

Nasıl ki içeride anayasa değişsin ya da değişmesin diyen iki ayrı blok varsa bu blokların dışarıda uzantıları da var. Onlar da hesaplara kendi açılarından bakıyor, kendi menfaatlerine uygun faaliyet yürütüyorlar.

Bu bizim kadar dışımızdaki dünyayı da ilgilendiren bir seçim.

Bu seçimin sonuçlarına göre yeni rotamız belli olacak.

Sonucun nasıl olacağını ben de heyecanla bekliyorum.

Bu seçimler bir parti seçimi değil.

...

Bu arada BDP'nin Kürtçe ezan ve ana dilde ibadet gibi çıkışlarını da çok manidar buluyorum.

Bu çıkış, BDP'yi Kürt seçmeni nezdinde dahi marjinal bir parti haline getirir, ileriki günlerde pazarlık gücünü azaltır.

İpin ucu başkalarının eline geçer.

Zaten eskiden beri örgütün ve örgüte yakın siyasetçilerin kullandığı Marksist jargon benim açımdan dikkat çekici olmuştur.

Maazallah başka bir dil kullansaydı bu 30 yıllık süreçte sadece Kürtler değil, Sünni Türkler bile bu faaliyetlere sempati duyar, başka yerlere duyduğu öfkeyi bu faaliyetleri örtülü şekilde destekleyerek boşaltırdı.

Yıllardır kullandıkları Marksist jargon ve son günlerdeki Kürtçe ezan, ana dilde ibadet gibi çıkışlar kontrol altında olduklarına dair zannımı güçlendiriyor.

Bu strateji bu grubu Kuzey Irak ile Güneydoğu'daki geleneklerine bağlı Kürtler arasında sıkıştırır.

....

Neyse, inşallah 12 Haziran eski düzendeki son seçimimiz olur.

ÖNE ÇIKANLAR