NATO liderlerinin hepsi Ankara’daydı. Hiçbir fire vermeden, bile isteye geldiler.
Sebeplerini sıralayacak olursak:
Ülkemize duyulan güvenin her geçen gün artması... Uluslararası alandaki vazgeçilmez üstünlüğümüz... Çözüm üreten diplomatik birikimimiz... Küresel güvenlikte stratejik ağırlığımız... Barış ve huzurun hamisi olmamız... Kıyaslanamayacak ev sahipliği ve konukseverliğimiz…
En önemlisi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın:
Geleceğe yönelik öngörüleri ve güçlü liderliği.
***
Gerek Ankara Havalimanında, gerek Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde…
Gelen konuklar… Türk mutfağında ağırlandılar.
Kimileri bunu önemsiz görebilir.
Ama… Hiç de öğle değil…
BM, NATO toplantılarına katılanlar…
Şimdiye kadar böylesine bir konforla misafir edilmediler.
Sadece medya üzerinden örnek verecek olursak:
2 bine yakını yabancı, 3 bin civarında gazeteci vardı.
Yeme-içme dâhil her imkân sağlandı.
Haber ve görüntülerini gönül huzuru içinde geçtiler.
Röportajlarını istedikleri gibi yaptılar.
Bırakın yemek yemeyi bir tarafa…
Başka ülkelerde suyu bile ücretli alıyorlar.
Bunu da not olarak düşelim istedik.…
***
Her organizasyon tıkır tıkır yürüdü.
İletişim Başkanlığının fedakârlığı sayesinde.
İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran ile,
Hata yapmadan 7/24 çabalayan ekibini,
Tebrik etmek boynumuzun borcu.
Bu arada TRT ve AA da başarılı bir sınav verdi.
Diyeceğimiz o ki:
İnşallah bu tavrımız başka ülkelere örnek olur…
Şu hususu da belirtelim:
“Muhteşemdi, harikaydı, olağanüstüydü…”
Bize bu övgüler düzülsün diye yapmadık bunları…
Peki neden yaptık:
Milletimizin hasletlerinden oluşan, asırların ötesinden gelen
Geleneksel kodlarımızın gereğini yerine getirdik.
Kısacası Türk milletinin farkını ortaya koyduk.
***
Trump ile Erdoğan arasındaki samimi diyalog…
CAATSA yaptırımlarının kaldırılması,
F-35 uçakları, motor alımı için mutabakata varılması…
Birilerini tedirgin etti, panikletti. Mesela…
Siyonist İsrail yönetimi kin kustu.
F-35’lerin Türkiye’ye verilmesi,
Orta Doğu’daki güç dengesini bozacak,
Ülkenin hava üstünlüğünü tehlikeye atacakmış…
O zaman katil Netanyahu’ya hatırlatma yapalım:
Gazze’yi yerle bir ederek 73 bin masumu katletmek,
Mısır’a Lübnan’a, Suriye’ye saldırmak, İran’a savaş açmak,
Filistin’deki Müslümanların ibadetlerini engellemek…
Orta Doğu’daki güç dengelerini bozmuyor da…
Türkiye’ye verilecek uçaklar mı dengeleri altüst ediyor?!
Yersiz bir gerekçe… Aslında korkunun dışa vurması!
Mesela Yunanistan:
Ege’deki adaları askerî yığınakla kuşatmak,
Batı Trakya Türklerine eziyet etmek,
ABD ile sınırımızda üsler kurmak,
Türkleri görmezden gelmek, Kıbrıs’ı sahiplenmek,
Akdeniz’de KKTC ve bizi dışlayıp…
Enerji için düşmanlarımızla iş birliği yapmak…
Normal bir davranış da, müttefiklik ruhuna uygun da…
Bizi "sürekli savaş tehdidi" oluşturmakla itham etmek…
Neyin nesi, suç değil mi?!
Hafızasını tazeleyelim Başbakan Miçotakis’in:
Vakti zamanında cunta darbesinden kaçan,
Oğluyla birlikte ülkemize sığınan kimdi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan ikisini de kale bile almaz.
Kararlı tutumundan hiçbir zaman taviz vermez.
***
Emine Erdoğan Hanımefendi de;
Zirvenin ruhuna yakışan bir işe imza attı,
Lider eşleriyle bir araya gelerek…
Türk mutfağının lezzetlerini tattırırken…
El Sanatlarımızın tanıtımını yaparken…
Çocukların dijital kötülüklerinden korunmasını istedi.
Çok vurucu cümleler kullandı, önerilerde bulundu:
“Çocuk güvenliği, dijital platformlara sonradan eklenen bir ayar değil, tasarımın ilk ilkesi olmalıdır. Algoritmaların karakutusu açılmalı, teknoloji şirketleri, ürünlerinin toplumsal etkilerini bağımsız denetime sunmalıdır."
Konuşmasına katılmamak mümkün değil:
***
Zirvenin önemli etkinliklerinden biri de TUŞAS’taydı.
Yerli ve millî savunma ürünlerimiz sergilendi.
Özellikle de HÜRJET, HÜRKUŞ ve ANKA’nın…
Kol uçuşu herkesi hayran bıraktı.
Konuklar uçuşları dakikalarca ayakta alkışladı.
***
Konuklar Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde…
Mehteran ve Yeniçeriler eşliğinde karşılandı.
Basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a soruldu;
“Karşılama ile ilgili liderlerin tutumu nasıldı?” diye…
Verdiği cevabı hemen aktaralım:
“Hepsi övgüyle bahsetti. Gerçekten muhteşemdi dediler. Hatta bazıları, 'Biz Yeniçerilerinizi tanırız' dediler."
Bu cümleyi biraz açalım isterseniz…
Liderlerin değerlendirmesi aslında tarihe bir atıftı.
Dünyaya medeniyet götüren, adalet götüren…
Osmanlı İmparatorluğu’nun büyüklüğünü dile getiren…
Yeniçerilerimizin canı pahasına yaptıkları mücadeleler,
Mehter takımımızın düşmanı titreten marşları…
Zaferden zafere taşıdı, Cihanşümul İmparatorluğu.
Tabii ki bu tespitimiz tarihin doğru yerinde duranlar için.
Yanlış tarafında duranlar anlamaz zaten…
Onların tek derdi Osmanlı’yı kötülemektir.
Ne derseniz deyin:
İster Millî Mücadele… ister Kurtuluş Savaşı…
Sonuç değişmez…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı’nın devamıdır.
***
Yukarıdaki satırlarda ciddi meselelere değindik.
Şimdi de fıkra tadında bir olayla yazımızı noktalayalım.
Keçiören ilçesinde geçen bir alışveriş hikâyesiyle...
Zirveden birkaç gün önce bir kişi mağazaya giriyor.
Sini almak için… Fiyatı 600 lira… Vazgeçiyor…
Daha sonra fikir değiştiriyor.
Zirvenin yapıldığı gün almaya gidiyor.
Etiket değişmiş, fiyat olmuş 1.200 Türk lirası.
Hemen satıcıya soruyor, artışın sebebini…
O da pişkin pişkin karşılık veriyor:
"NATO dolayısıyla böyle oldu…"
Komik, şaşırtıcı, düşündürücü bir cevap…
Nahoş bu hareketin adı nedir?
Ticaret mi, ‘Ahilik mi', millete ihanet mi…

