Her an bozulma ihtimali de var ama… İran ABD anlaşma imzaladı. Şimdilik savaş bitti. İsrail de uymak zorunda kaldı. Lübnan’a birkaç saldırıdan sonra…
Şimdi sıra; Gazze’ye geldi.
Ateşkese rağmen katliama, devam eden… Halkı susuz bırakan, gıdasızlıktan perişan eden Netanyahu’yu dizginlemeye, soykırımcı yönetime dur demeye…
Bay Trump bunu başarabilir mi?
Evet canı isterse… Gücü yeter. İki ülke arasındaki son gerginliklere, karşılıklı hakaretlere aldanmayın. Sonuçta birbirlerine muhtaçlar.
***
Trump’ın derdi yine depreşti. Gazze yine 2. plana düşebilir.
Şimdi haritada Küba var.
Gerekçesi de kılıfına uydurdu: “Çok güzel araziler, harika sahiller…”
Böylece operasyonun ilk sinyalini verdi... Ben Küba yönetiminin yerinde olsam Trump’ı bizim anonim şarkımızla davet ederdim:
“Ada sahillerinde bekliyorum,
Her zaman yollarını gözlüyorum.
Seni senden güzelim istiyorum,
Beni şad et Trump’ım başın için...”
Sakın yanlış anlamayın… Önerimiz, işgal için değil, turistik seyahat için. Savaş yanlısı değiliz... Barışı çok seviyoruz.
Bu formül işlerse:
Her iki ülke de kayıp vermez, masum insanlar hayatını kaybetmez. Milyarlarca maddi zarar da önlenir. Trump da muradına ermiş olur?!.
HERKES SUÇLU
A Millî Takımımız Dünya Kupasından elendi. İki maçtan da yenik düşerek… Milletimiz büyük ümit bağlamıştı. 24 yıl sonra büyük heyecan yaşamıştık. Hevesimiz kursağımızda kaldı. Artık kaç yıl daha bekleriz Allah bilir!
Peki suçlu kim?
Teknik direktör, sporcularımız ama… En büyük suçlu da sponsorlarımız… Futbolcularımızı âdeta reklam yıldızı yaptılar. Ekranlarda boy boy sıraya dizdiler. Medyaya çarşaf çarşaf ilan verdiler. Birbirleriyle yarıştırdılar, birbirleriyle yarıştılar. Onur ve gurur meselesi kisvesi altında…
Futbol Federasyonu’na da bir çift sözümüz var.
O kadar sponsor almaya gerek var mıydı? Panolarda okumak bile insanı yoruyor.
Peki kimler kazandı?
Reklam verenler, reklamcılar, medya kuruluşları… Merhum Devlet adamı Süleyman Demirel, hiçbir zaman sonuç almadan değerlendirme yapmazdı.
Bu tür durumlar için:
‘‘Doğmamış çocuğa don biçilmez…" derdi.
Anlayacağınız toplum olarak biz de:
“Dereyi görmeden paçaları sıvadık?!.
BABALARA GELMEK!..
Benzetmeleri çoktur dilimizde:
Demokratik baba, otoriter baba, liberal baba… Mükemmeliyetçi baba, dengesiz baba… İhmalkâr baba, fedakâr baba, ilgisiz baba, aşırı koruyucu baba, geleneksel baba, işkolik baba... Yetim babası, iyilik babası… Ve de… “Vatan sağ olsun” diyen şehit babası…
Başka babaları sayalım:
Kendinden başkasını düşünmeyen narsist baba… Çoluğuna çocuğuna şiddet uygulayan kansız baba… Şambabası, iskele babası… Mafya babası…
Yeni türeyen bir babadan da bahsedelim:
Belediyeleri haraca bağlayan, her taşın altından çıkan “Ağbaba”lar…
Halk dilinde ve argo literatüründe yaygın bir sözümüzü hatırlatalım isterseniz:
“Babalara gelmek…”
Ne anlama geldiğini de dile getirelim; yanlış anlamaları önlemek maksadıyla:
Başarısız olma, tuzağa düşme, zarar görme… İşlerin aniden çok kötü bir duruma gelmesi…
CHP’nin içine düştüğü durum da tam bu.
Dün Babalar günüydü… Gerçek babaların günü kutlu olsun...
İKİ KERE İKİ?!
Özgür Özel, Denizli’de gençlerle sohbet ederken...
Cumhurbaşkanı Erdoğan için…
“Tayyip Beyi çok iyi tanıyorum. İki kere iki dört eder dese inanmam, gidip kontrol ederim” diyor.
Daha önce de çok kullanmıştı, bu cümleleri...
Sözüm ona:
Erdoğan’ın yalancı olduğunu ima edecek ya… Lakin Erdoğan sözünde duran bir lider… Hiçbir zaman rakamlarla oynamadı, oynamaz da… Zarar geleceğini de bilse doğruları söyler.
Bu arada bir gerçeğin de altını çizelim:
İki kere ikinin dört etmediği hâller de var.
Özellikle de CHP açısından...
Rüşvet, irtikap, yolsuzluk, rant, skandal... Akla hayale gelmeyecek vurgun ve soygunlar…
Bunlar, iki kere iki dördün neresine sığacak?!.
İstatistikçi de, matematikçi de muhasebeci de bu işin içinden asla çıkamaz...
***
Kemal Bey bir cephede, Özgür bey bir cephede… Ekrem İmamoğlu da her gün taktik peşinde... Cezaevinde harıl harıl çalışıyor lakin… Mahkemelere gelince de demagoji yapıyor. İkiye bölünmüş CHP’de en çok zararı ise gönül veren partililer görüyor. Birbirlerine düşman hâle geldiler. Bu şekilde bakacak olursanız…
“İki kere iki dört eder” diyebilir misiniz…
Er ya da geç çözülmeler başlayacak… Bir taraftan bir tarafa akışlar olacak. Partiden kopuşlar, yeni partiye geçişler… Mücadele yöntemleri taktiklerle gelişecek.
Gördünüz mü iki kere yine iki dört etmedi?!.
Diyeceğimizi diyelim de rahatlayalım:
Bir kazanda iki baş kaynamaz.
İki cambaz bir ipte oynamaz.
İki kaptan gemiyi batırır!
“DİLİM” VE TÜRKÇE SEVGİSİ…
Millî Eğitim Bakanlığının yeni projesi: "Yapay Zekâ Destekli Dil Öğrenme Platformu"…
Platformdan her yaşta insan yararlanabilecek. Öğrenci, öğretmen veli, genç/ihtiyar… Yeter ki öğrenme hevesi olsun.
Projenin adı da dikkat çekici: DİLİM…
Çok kutuplu bir dünyada yaşıyoruz. Öyle bir noktaya geldik ki… İki dil bilmek bile yetmeyecek… Daha çok dil bilen avantajlı hâle gelecek. Uluslararası ilişkiler, diplomasi yönünden…
Projede dikkatimi çeken konu ne oldu?
Onu da hemen cevaplayalım:
Güvenli ve millî içerik yaklaşımı… Millî ve dinî bayramlarımız, geleneksel hayat unsurlarımız, kültürel değerlerimiz... Dil öğrenme süreçlerinin birer parçası…
Hepsi platformda yerini almış…
Bir hususu da hatırlatalım bu arada.
Bu projenin önemli bir özelliği de:
Türkçenin uluslararası arenada yaygınlaşmasını sağlamak. Yurt dışında yaşayan gurbetçi ve çocuklarımızın da dilimizle bağlantılarının güçlendirilmesine katkıda bulunmak.
Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin…
Projeyi nasıl tanımladı ona da bakalım:
“DİLİM, kendi aklıyla düşünen, kendi teknolojisini üreten, çocuklarını koruyan, verisine sahip çıkan, köklerden aldığı güçle geleceğe yürüyen bir Türkiye’nin eseridir.”
Unutmamamız gereken mesele ise:
Türkçemize sahip çıkmak, dilim dilim doğrayan uydurukçulardan korumak, yabancı dillerin esaretinden kurtarmak...
DİLİM’ in de amacı bu zaten…
Bu uğurda yıllarını veren merhum Nihat Sami Banarlı’nın ruhu şad olsun. Türkçemizin koruyucu neferiydi.

