Abdullah Çağlayan, taa 1943''te (epey zaman geçtiği için taaa demeyi hak ediyor) bir taşlama yazmış. Hakkında, "Memurları fena yola sevk ve tahrik"ten soruşturma açılmış, ifadesi alındıktan sonra takipsizlik kararı verilmiş. ... Sen de bir dayı bulup sırtını ona daya. O ne derse huu, diye salla hemen başını. El oğuştur, gerdan kır al gitsin maaşını. Bir kalantor görünce yerlere kadar eğil. El pençe divan dur, bu şerefsizlik değil. Uşaklığı meziyet, riyayı fazilet bil. Ne derlerse huu, de salla hemen başını Gerdan kır, belini bük, al gitsin maaşını. Kör kadıya şehla de, incitme düz tabanı Düşküne nasihat ver, kodamana abanı Zengin ol sen de aşır her dağdan arabanı Tekerine taş korlar sallamazsan başını Uslu otur, hoş geçin, al gitsin maaşını Köpeklerle hırlaşma, tepişme ... katırla Hamamda kavga olmaz soyu bozuk natırla Kim ne derse huu diye salla başını Eğil bükül gerdan kır zıkkımlan maaşını Diyorlar ki tac bile baş eğilmezse konmaz Önünde eğilene kılıç dahi dokunmaz Bu dünyada kaide sallamaktır başını El öpüp etek öpüp almaktır maaşını
> (Mış) gibi Avusturya''da bankacılık yapan bir Türk hanım var. Patron çocuğu olmasına rağmen bankacılığı kendisine meslek seçmiş, banko arkasında başladığı mesleğinde yöneticiliğe kadar yükselmiş. -Yabancı bir ülkede yöneticilik yapmanın farklılıkları var mı? sorusuna verdiği cevap ilginç: "Burada önünüze bomboş bir kağıt koyuyorlar. Sevabınız da günahınız da tokat gibi suratınıza çarpılıyor. Güzel yanları da var tabii. İnsanların kaprisleri ile uğraşmıyorsunuz. İnsana kapıları açan şey, bilgi, çalışma disiplini ve hırs.
Bizde (Türkiye''de) mış gibi yapma alışkanlığı vardır. Biliyormuşuz gibi, öğrenmişiz gibi yaparız. Burada işler öyle değil. Mış gibi yapamıyorsunuz."

