Kaydet
a- | +A

Bayramınız mübarek olsun.

......

Huzurlu olmak ne demek?

Eskiden işler nasıl, diye sorulunca Allaha şükür, hamdolsun, Allah bugünlerimizi aratmasın, çok şükür geçinip gidiyoruz, denirdi.

Şimdi insanlar uyanık ya, her işlerini kendileri yapmaya çalışıyor, ince ince planlıyor, aklınca birçok şeyi garanti altına alıyor, yedekliyor, topluyor, çıkarıyor, bölüyor, çarpıyor ama denk getiremiyor.

Çok kimse huzursuz.

Tedirgin.

Hep bir şey bekliyor, ne beklediğini bilmiyor.

Zannediyor ki, toplama çıkarmanın sonucu istediği gibi olursa huzursuzluk bitecek, endişeler azalacak, mutlu olacak.

Olmuyor.

...

Bir sürü adam öfkeli, şaşkın, dalgın.. İşler iyi değil, diyor.

İyilik dediği şey, iyilik dediğimiz şey, paramız olsun, eksiğimiz kalmasın, istediğimiz gibi harcayalım, mümkünse bu işi fazla yorulmadan zahmete girmeden yapalım, mümkünse devamını garantiye alalım zannediliyor.

Herkesle eşitlenmeye de çok razı değiller.

Sihirli lambadan biri çıksa dile benden ne dilersen herkese aynısından dağıtacağım dese.. cevabı hazır değildir. Azıcık duraksar.. Herkese değil de sadece kendisine.. ve kendisinin münasip gördüklerine verilecek bir şey olup olmadığını merak eder.

Garip bir duygu: İnsanlar yukarıdakilerle eşitlenmeyi arzu ediyor ama aşağıdakilerin kendisi ile eşitlenmesine razı değil.

....

Bir menkıbe duymuştum: Bir hoca talebesine (öğrencilerine), "Elinize sınırsız güç ve imkân geçse ne yaparsınız?" demiş..

Herkes yapacağı iyilikleri ve kuracağı düzeni anlatmış. Sadece bir tanesi hiçbir şeye karışmam, dokunmam demiş...

Üstün hizmet madalyaları

Daha düne kadar, Başbuğ Paşam'a kadar emekli olan her genelkurmay başkanına üstün hizmet madalyası verilirdi.

Ayrıca törenlerde kuvvet komutanlarına da bakanlar kurulu kararına muhtaç olmayan madalyamsı bir şey verilirdi.

Adı ne olursa olsun bunların bir anlamı vardı:

Üstün hizmet, olağanüstü başarı vardı ve hepsi karınca kararınca ödüllendiriliyordu.

Her gidenin madalya alması rutine binmişti.

Bu uygulamadan şöyle bir sonuç çıkıyordu:

Yüksek rütbeli askerlerin istisnasız tamamı başarılıydı. Sivillerin kırkta biri.

Bu nasıl oluyor sorusunu sormak kimsenin aklına gelmiyordu. Gelenler de soramıyordu.

Bileşik kaplar kanunu işlemiyordu.

Allah razı olsun Işık Paşam'ın "virgülüne kadar arkasındayım" dediği kapalı devre değerlendirmelerinden bu işlerin göründüğü -veya gösterildiği gibi- olmadığını anladık.

Madalyalar boşlukta kaldı.

ÖNE ÇIKANLAR