Bizim de ipimizle kuyuya inilmiyor. Eskiden "ne kadar çok parti var" diye sızlanırdık..Şimdi "ne kadar az parti var" diye dövünüyoruz. Acaba ne kadar az, derken yarınlar için yedekte bir iki alternatif olsa fena olmaz gibi bir şey mi söylemiş oluyoruz. Tamam, ileriye bakınca bir şey göremiyoruz ama geriye bakınca birkaç not çıkarabiliyoruz: Mesela ilki: Hep tutunan partiler olağanüstü dönemlerden sonra kurulmuş. Normal bir zamanda kurulup tutunan parti yoktur. Bir tek örneği yoktur. Saymaya gerek var mı DP, AP, ANAP, AKP.. İkincisi, bir araya gelelim, birlik olalım, merkez sağ kuralım, yanına da bir merkez solumuz olsun, omuz omuza verelim çalışmalarının da başarılı olmuş örneği yoktur. Bu iki tespiti doğru sayarsak, DP''deki, ANAP''taki veya CHP''ye alternatif olmak için habire hesap yapan diğer partilerdeki bütün hesaplar şimdiden boşa çıkmış gibi oluyor. Lider tarifinin de bir anlamı yok. İyi adam, çok iyi adam, sağı toparlayacak adam, solun önünü açacak adam hesapları da anlamsız. "Çok iyi kadroları var" tabiri de bir fantezi. Zaten ihaleyi kazanan kadrolarını oluşturuyor. Geçmiş örneklere bakılırsa, eyvah, elde avuçta kadro yok, ne yapacağız diyen olmadı. Dar bölge iki turlu sistemin uygulandığı bir ülke olsaydık o zaman partiler zaten önemsiz hale gelirdi, merkezden liste yapma derdi olmazdı, daha doğrusu liste yapmanın anlamı olmazdı, bileğine güvenen merkeze minnet etmeden aday olur, parlamentoya girerdi. Mevcut sistemde yasamayı da, yürütmeyi de, kadroları da tek kişi üzerinden seçiyoruz. Amerika başkanları gibi iki dönem seçiyoruz. Sonra arayışlarımız başlıyor. Diğer partilerdeki çalışmalar, arayışlarımızın başlayacağı günlere hazırlık mı? Öyle bile olsa anlamsız görünüyor. Biz seçenler olarak hazır olup olmamalarına bakmıyoruz ki.. Azıcık duygusal tarafımız var. Duygusallığımızı bilip kullananlar var. Yani bu çalışmaları yaparken şirket mantığı ile düşünmeyin, demek istiyorum. Yok merkez sağı toparlayalım, yok şurada bir boşluk var, dolduralım hesabı yapmayın. Piyango bileti alan büyük ikramiyeyi kazanmak için ayrıca bir çalışma yapmaz. Yapmasının bir anlamı da olmaz. Ama ikramiye çıktıktan sonra nasıl harcayacağının hesabını yapabilir. Sizin çalışmalarınız hangi kategoriye giriyor?
>> SAF ZEYTİNYAĞI Adam bu işi kafaya takmış, öğrenmiş. Sonra da Türkiye''nin bütün üretim bölgelerini dolaşmış. Türkiye''de "saf zeytinyağı" bulmak zor, diyor. Market raflarında afilli şişelerde satılan, ilk baskı, taş baskı, son baskı, sızma, naturel sızma gibi ürünleri zeytinyağı saymıyor. Herkesin diline doladığı "soğuk pres" yeterli değil, diyor. Bir de daha çok yağ elde etmek için pres esnasında kullanılan bir kimyasaldan sözediyor... Boya sanayiinde de kullanılan bir kimyasalmış. Bu kimyasalı kullanmamış olmaları da ürettiklerinin saf olduğu anlamına gelmez, diyor. Son söz olarak da, "bir kimse ben saf zeytinyağı üreteceğim ve satacağım" dese..litresine 170 YTL fiyat etiketi koyduğu zaman fahiş fiyat istemiş olmaz, ancak kurtarır, diyor.

