Kaydet
a- | +A

40 milyondan biraz fazla seçmen var. Bu seçmenlerin analizini yapan oldu mu size? Ne kadarı işsiz, ne kadarı köylü, ne kadarı esnaf, ne kadarı öğrenci, ne kadarı başkasının yanında çalışıyor, ne kadarı büyük işletme sahibi, ne kadarı vergi mükellefi... ne kadarı yanında adam çalıştırıyor? 40 milyonun önemli bir kısmı için seçmek, seçilmek alış veriş gibi birşey. Elindeki oyu düne kadar kendisine lazım olan herşeyi alabileceği bir çek gibi görüyordu. "Ben oyumu verdim", yani ödememi yaptım, karşılığında iş bekliyorum, tayin bekliyorum, asfalt yol bekliyorum, taban fiyat bekliyorum, hastane okul bekliyorum vs. hesabındaydı. Bugün biraz farklı.. bu kesim ödemeyi her seçimde peşin yaptığı halde aldatıldığını, karşlığıını alamadığını düşünüyor. Ve kendisini aldatıp bu hale geletirenleri -aklınca- cezalandırmayı düşünüyor. Kimin daha iyi yapabileceğinin derdinde ve hesabında değil. Geçmişte kendisine vaadde bulunan herkesi iktidarıyla, muhalefetiyle cezalandırarak öç almanın hesabını yapıyor. ..... Vergi mükellefi olan, kâr eden, zarar eden, vergi veren, elini taşın altına sokan, milli geliri, istihdamı, rekabeti, maliyeti dert eden seçmen sayısı üç milyonu geçmiyor. Zurna da "zırt" sesini burada çıkarıyor: Üç milyon insandan toplayıp kalanları mutlu edeceksiniz. Bu ne kadar mümkünse bol keseden sallamadan iktidara gelmek de o kadar mümkün. Gariptir, "oy"a alışveriş çeki gibi bakıyorlar dediğimiz kesim bu seçimde kimseden bir vaad beklemiyor. İnanmıyor da zaten. Hatta vaadde bulunanlara tepki duyuyor. Onun için bu seçim az konuşanların, hiçbir vaadde bulunmayanların, boynunu bütüp oturanların kârlı çıkacağı bir seçim olacak. Aslında ağız alışkanlığı ile seçim diyoruz. Benim için tayinle gelenlerle seçilerek gelenler arasında hiçbir fark yok.

BABANIN SÜRPRİZİ Kusura bakmayın, 3 Kasım''a üç gün kalıncaya kadar satırlara -eğer seçim olursa-yla başlamak istiyorum. Geçen hafta tam inanır gibi olmuştum ki, yine yüce meclis, yüce irade, meclisin takdiri gibi laflar edilince tereddüde düştüm. Bir de bazı partilerimiz anayasanın "temsilde adelet" ilkesini farkettiler. Durdular, durdular, durdular, durdular seçime 40 gün kala temsilde adalete engel olan yüzde on barajını indirmek için adım attılar. Haylaz çocukların kavanoza kıstırdıkları arılar gibi havasız kaldıkça dönüp duruyorlar. Gelelim Demirel babamızın sürprizine.. Demirel Baba "sürpriz çıkar" diyordu ama sürprizinin ne olduğunu söylemiyordu. babanın sürprizi için barajı en az üç partinin aşması lazım.. Yetmez üçüncüsünün genel başkanının seçilememesi lazım.. Yetmez.. İkinciyle üçüncünün hükümet kuracak sayıya erişmesi lazım.

ÖNE ÇIKANLAR