Hemen her anne ve babanın yakındığı söz:
"Çocuğum kitap okumuyor." Ben de size klişe bir cevap vereyim:
"Siz okuyor musunuz?"
Çocuğun alışkın olmadığı bir şeyi sevmesini beklemediğimiz gibi, çocuğun görmediği bir şeyi de sevmesini bekleyemeyiz.
Çocuğun kitap sevmesi için "kitaplı bir evde" büyümesi gerekir. Emeklerken ilk karıştığı yer kitaplık olmalıdır. Büyüdüğünde o kitaplardaki diş izlerinin, aşınmaların kendisine ait olduğunu bilince sevinmelidir. (Ne kadar mübalağalı bir örnek demeyin.) Gerçekten öyle. Çocuk etrafını gözlemlemeye başladığı zamanlarda annesini ve babasını kitap okurken görmelidir. Görmelidir ki, ileride o da kendi isteğiyle elleri kitaplığa uzanabilsin.
Evde yemek yemek ne kadar tabii ise kitap okumanın da o kadar tabii ve zaruri bir eylem olduğunu çocuk ancak böyle anlayabilir... Ki gerçekten öyledir. Okumak, yemek içmek kadar zaruri bir eylem ve ihtiyaçtır. Çocuğa bu intiba ilk aylarda, ilk yaşlarda verilirse, kimsenin çocuğuna kitap oku demesi gerekmez. Çocuk kendiliğinden, yemek eylemini gerçekleştirir gibi kitap okumaya alışır ve onu ister. Hatta kitap okumayı canı çeker. İnsanın bedeni gıda ile besleniyorsa, ruhu da kitaplarla besleniyor. Kitap okumayan bir ruhu, çölde aylarca susuz kalmış bir insana benzetebiliriz. Nasıl suya kavuşunca iştiha ve özlemle onu içerse insan da kitap okumanın sevgisine alışınca özlemle onu ister. Kitap okumayı sonradan kazanılacak bir alışkanlık olarak görmemeli, aksine bunu daha önce de söylediğim gibi zaruri bir eylem olarak görmeliyiz. O zaman her şey çok daha başka olur. Bir tane daha önemli husus ise, evlerin en güzel köşelerini televizyonlar değil de kitaplar süslediği zaman dünyanın seyri değişecektir. Biliyorum bu teknoloji çağında bunu söylemek çok ütopik olsa da zor olan hiçbir şey imkânsız değildir. İnsanoğlu onu kendi gözünde imkânsız yere koyar. İnsanın çabası ne doğrultuda ise, neye emek verdi ise onun semeresini elbet bir gün alacaktır. O zaman hepimiz kendimize şu soruları soralım:
Okumak benim hayatımın neresinde yer alıyor? Yeme içme kadar zaruri mi yoksa vakit dolduran bir eğlence unsuru mu? Yoksa vakit bile dolduracak kadar önemsiz mi? Çocuğumdan istediğim bu eylemleri ben yapıyor muyum? Çocuğuma yapma diye uyardığım hareketleri kendim yapıyorum muyum? Çünkü "Çocuk ailesinin vitrinidir." Sen vitrininde neler sergilemek istersen, evladını ona göre yetiştir... Evladını güzel yetiştirmek istersen, önce kendini düzelt...
Amine Kübra Salar
Yatirimim.com kurumuna teşekkür ediyoruz
"Feridun Ağabey selamün aleyküm. yatirimim.com aralık ayında sipariş verdiğim 100 gram gümüşü Yurtiçi Kargo ile gönderdi. Yardımınız için teşekkür ederim" diye mail gönderen (mağduriyeti giderilen okuyucu) rumuzlu okuyucumuz adına biz de yatirimim.com isimli kuruma çok teşekkür ediyoruz. F.A.
Bir musibet bin nasihatten yeğdir
“Feridun Ağabey ismi sizde mahfuz bir firmaya mensup bir şahsın gösterdiği adreste kartonpiyer boya vb. gibi iş yaptım. Belirli bir kısmını ödeyen kimse şimdi sudan sebeplerle benim ödememi savsaklıyor. Firma yetkilisini aradım. Kendisi yardımcı olacağını çalışanına tembihte bulunacağını söyledi ama aradan nice zaman geçtiği hâlde hâlen bir sonuç alamıyorum. Normal şartlarda ücretimizi almadan iş yapmayız ama ben burada firmanın kurumsal olması sebebiyle böyle bir ön ödemeye gerek duymadım. Yanlış yaptığımı bu acı tecrübeyle anlıyorum ama bu durumda ne yapmalıyım?” diyen İstanbul’dan yazan değerli okuyucumuz, elinizde bu işi sizin yaptığınıza dair anlaşmanızla ve aldığınız ödemelerle ilgili vb. herhangi bir belge kayıt görüntü vb. bulunmuyorsa çözüm üretebilmeniz mümkün gözükmüyor. Onun için atalarımız demişler ki: “Söz uçar yazı kalır.” Bir A4 kâğıda da “Şu kadar iş yapılacak şu kadar ücret alınacak vb.” diye not yazıp üstüne tarih, altına karşılıklı isim, kimlik numaraları ve imza atıldığında ileride böyle bir sorun yaşamazdınız. Kurumun sahibinin veya iş yaptıranın insafına kalmışsınız. Size mecburen yine bir atasözümüzle cevap vereceğiz: “Bir musibet bin nasihatten yeğdir.” Dileriz gecikmeli de olsa ödemenizi yaparlar... F.A.

