Başlığa bakıp da bitki böcek yazacağımı sanmayın; mevzu siyaset... Bir orman mühendisinin hesabında ökse otunun hikâyesini okuyunca çok şaşırdım. Âdeta ülkenin soyguncularını anlatmış... Tarif şöyle:
"Kışın bütün yapraklarını dökmüş bir ağacın dallarında yemyeşil, yuvarlak bir bitki gördünüz mü? Uzaktan bakınca ağacın kendi dalları gibi görünüyor. Oysa karşınızda başka bir bitki var. Üstelik üzerinde yaşadığı ağaçtan su ve mineral madde alarak besleniyor. Adı: Ökse otu... Ökse otunun en ilginç özelliği, yarı parazit bir bitki olması. Yani tamamen başka bir bitkiye bağımlı değil. Yeşil yaprakları sayesinde fotosentez yapıp kendi organik besinini üretebiliyor. Ancak su ve mineral madde ihtiyacını, büyük ölçüde üzerinde yaşadığı ağaçtan karşılıyor. Bunu nasıl yaptığını öğrenince daha da şaşıracaksınız! Ökse otu, emeç adı verilen özel yapılarıyla ağacın iletim dokularına bağlanıyor. Böylece kökleri toprakta olmadığı hâlde hayatını sürdürebiliyor. Bir de beyaz, küçük meyveleri var. Bu meyvelerin içindeki yapışkan madde, ökse otunun yayılmasında önemli bir rol oynuyor. Meyveleri yiyen kuşlar, tohumları başka ağaçların dallarına taşıyabiliyor. Yapışkan tohumlar uygun bir dala tutunursa burada çimlenip yeni bir ökse otu oluşturabiliyor."
Bitkiye bak arkadaş! Ağaca yapışıyor, suyunu ve mineralini emiyor. Ama öyle her ağaçta da yaşamıyor. Daha çok ıhlamur, elma, armut, erik, kestane gibi bol meyve veren ağaçları tercih ediyor. Ama gelgelelim kendi minik meyveleri zehirli! Öyle uyanıklar ki, asalak olmasına rağmen bitkinin bir parçası gibi görünüyorlar. Dalları hem sağa hem sola, ikiye ayrılarak uzuyor. Emdiği ağaca faydası yok ama işlenirse merhemi ve çayı yapılabiliyor...
Ökse otu bütün yönleriyle fon tartışmaları etrafında beliren tipleri çok güzel tarif ediyor. Bir fikirden beslenmiyorlar, kökleri yok. Büyümüş, güç kazanmış gövdelerin üstünde tutunuyor, tepelerde saltanat sürüyorlar... Daima birilerinin sırtındalar. Özel organlarıyla siyasetin iletim kanallarına, kamu kaynaklarına, fonlara, güç odaklarına ve medya mecralarına bağlanıyorlar. Hem ağacın kendi imkânlarıyla ürettiği enerjiyi emiyor hem en tepede kendilerini 'en yeşil', 'en makbul' diye taktim ediyorlar. Bir de bu mendebur ökse otlarının yapışkan meyveleri var ki işte onlar da çoluğu çocuğu, hısım akrabası ve yiyicileri!..
Tek bir ökse otu ağacı devirmez belki, ancak bulaşma yoğunlaştıkça parazit yapı gövdeyi zayıflatmaya başlar. Ökse otunun meyvesi "ötücü kuşlar" için besin kaynağı olsa da toplum için zehirleyici. Bu otlar ağacı sararlarsa zayıflatıp kurutabilirler. Ökse otuyla kimyasal mücadele imkânı bulunmuyor. Islahı mümkün değil. Tohum bağlamadan uzaklaştırılması, hastalık bulaşan dalların budanması ve bahçeden atılması gerekir. Bilmem anlatabildim mi?..
Savunma mı, miting mi?
Laflara bak laflara: "Ey aziz milletim...", "Ey muhalifler, ey toplumun yüzde 80'ini temsil eden sevgili halkım, birlik olun, bir araya gelin, omuz omuza olun, kalabalık olun, tepkinizi gösterin.", "Ey halkım, bunu sakın kanıksamayın. Bu vurgunculara karşı birlik olun, bir olun, bir araya gelin.", "Sizi şovmenler sizi, foncular sizi.", "Bu kulaklar duyacak...", "Korkaklar.", "İki elim yakalarında!", "Ciğerim yanıyor...", "Paçalarından pislik akıyordur.", "Kim kimi kandırıyor?", "Bunun adı pusu.", "Yargı güdümlü.", "Buradan uyarıyorum eyyy Sayın Cumhurbaşkanı.", "Sevgili İstanbullular, soyulduk.", "Bu dava siyasi değilmiş, senin alnını karışlarım ya.", "Hâkimler siz bu yükü taşıyabilir misiniz zannediyorsunuz? Taşıyamazsınız. Bunu düzeltmek zorundasınız..." Ve benzer bir sürü lakırtı.
Bunları kimin söylediğini tahmin etmişsinizdir. Evet yolsuzluk sanığı Ekrem İmamoğlu, mahkemedeki sözde savunmasından seçtiğim kelimeler.
Sanırsın kendisi milyarlarca liralık yolsuzluğun sanığı değil, yolsuzlukların hesabını soran yargılama makamında!
Sanırsın bulunduğu ortam mahkeme değil, miting alanı...
Sanırsın muhatap hâkimler değil kalabalıklar...
Hakkında tonla suçlama var. Bunlara cevap vermek yerine polemik yaptı. Çapraz sorguda da topu hep taca attı.
Hadi o paçasını kurtarmaya çalışıyor. Ya onu, onun ağzından "Soyulduk ey halkım" diyerek manşetine taşıyanlar? Siz İstanbul'daki yolsuzluklarla yüzleşmezseniz, yolsuzluk yapanı göklere çıkarırsanız fon vurguncularına laf söyleyemezsiniz!

