Ekonomiye verdiği tahribat, yaşattığı güven kaybı ve hayal kırıklığı sebebiyle fon vurgunu meselesinden başka bir şey yazmak gelmiyor insanın içinden.
Birçokları içi içini yediği hâlde susuyor. Fakat toplum hislerine tercüman olan tepkiler de gelmiyor değil. Bunlar ara ara gazete sütunlarına taşınıyor.
Mesela Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu'nun yazısı çok gürültü kopardı. Yolsuzluk sanığı İmamoğlu'na tek kelime edemeyen muhalif çevreler yazının üstünde tepindikçe tepindi.
Peki ne dedi Likoğlu?
"Henüz kamuoyunun içini soğutacak nitelikte olmasa da bazı görevden alma ve tutuklamalar, ne pahasına olursa olsun sonuna kadar gidilmesi kararlılığı açısından önemli bir işaret olarak görülüyor. Ancak, hâlâ birtakım dirençler de söz konusu. Yaptığı işten pişmanlığı geçtim; ‘Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı, tek başıma yapmadım, sadece ben mi yaptım’ gibi hadsiz konuşmalar da kulaktan kulağa dolaştırılıyor. Öncelik şüphesiz krizin kontrol altına alınıp, mağdurların haklarının ödenmesi... Ancak meselenin esas boyutu çok daha kapsamlı bir şekilde ele alınmalı."
Sanıyorum muhafazakârlar arasında bu cümlelerin altına imza atmayacak yoktur.
Fon meselesi patladığında Ersin Çelik "Ucu nereye dokunursa dokunsun" diye bir yazı kaleme almıştı da bu yüzden linç yemişti.
Yine Yeni Şafak'tan Yusuf Kaplan'ın "Fon rezaletinde millet burnundan soluyor" ve Erol Göka gibi tanınmış isimlerin "Fon dolandırıcılığı denilen meşum hadisenin millette meydana getirdiği dehşetengiz anafor ve güvensizlik gerçekten bilinseydi, bu ihanete sebep olanlar her kimlerse, milletin istikbali için hepsinin bu topraklardan kökü kazınırdı. Sessizlik sizi aldatmasın, milletin gözü üzerinizde" tespitleri kıymetliydi.
Tabii Sabah’tan Hilal Kaplan’ın bu işin görmezden gelinerek sönümleneceğini sananların hesabının yanlışlığına dikkat çekerken “İnsanlara teknik açıklama değil, adaletin herkese aynı saatte işlediğini gösteren işaretler lazım. Erdoğan kolun yen içinde kalmayacağını söyledi. Şimdi millet, yenin içine sığınanların bunu duyup duymadığını görmek istiyor” dediği satırları da.
Bazı güçler, bu işlerden birtakım kirli hesaplar çıkarma çabası içinde olabilir. Ama bu, bakanlık yapmış kişilerin ve üst düzey bürokratının rezaletini örtmez, örtemez.
Fon soruşturması kapsamında şüpheli sayısı 450'yi bulmuş. 228 kişinin mal varlıklarıyla ilgili işlem yapılmış. 115 kişinin mal varlıklarının tamamı dondurulmuş. Bir şey yapılmıyor değil, yapılıyor. Milletin kızdığı ucunun siyasetçilere uzanmaması. Anladığım bu...
Öteki Dünya
Fon vurgunu çok can sıktı. Vatandaş “Bu dünyada olmazsa öbür dünyada bunların hesabını verecekler” diye düşünmeye başladı. Derken beriki Dünya’dan haber geldi. Dünya gazetesinin sahibi Umut Güner, fon soruşturmasında gözaltına alındı. Güner, hesaplarına tedbir konulan Bulss Yatırım Holding’in beşte bir hissesine sahipmiş. Dünya, 2024 başında el değiştirmişti. Bu kaçıncı oldu. Bir ülkede sonradan medyaya giren hep mi şaibeli çıkar?..
Ç/alıntı haber
"Necip" Türk basını haber araklamada merhale kaydetti. Geçen hafta Murat Öztekin, Nazım Hikmet'in Kemal Tahir'e mektubunun müzayedeye çıkışını haberleştirdi. Sabah horozlarla birlikte uyanan muhalif sol basın, bunu kendi haberiymiş gibi sitelerine girdi. Metinde Nazım'ın Tek Parti devrinde hapse atıldığı, DP döneminde de genel afla serbest kaldığına dair hatırlatmalar vardı. Muhalif basın, haberi araklarken bu satırları silerek verdi. Hem haber ç/alıyorlar hem de ideolojilerine uyduruyorlar. Fikir hürriyeti, emek, hak, hukuk diye ortalığı inleten medyanın hâli böyle...
Daha ne olmalı?
Yunanistan’da geçen sene Avrupa Birliği'nden sağlanan tarım desteklerinin dağıtımında yolsuzluk yapıldığı ortaya çıktı.
İki bakan ve üç bakan yardımcısı istifa etti.
Skandala karışan iktidar partisine mensup 13 milletvekilin dokunulmazlığı kaldırıldı. Mecliste iktidarıyla muhalefeti bir oldu. 288 vekilin ikisi hariç hepsi dokunulmazlıkları kaldırılsın diye oy verdi. Yolsuz vekillerin zırhı kalktı. Bakın bizde de bir haftadır Mustafa Sarıgül konuşuluyor. Hakkındaki iddialar dehşet verici. Kara para, yolsuzluk, taciz... Hepsi yüz kızartıcı suçlar. Esptein benzetmesi yapan bile var. Hadi Meclis’teki ‘çantacılar’ı sineye çektik. Bu ne abi ya! Yunanistan standardına ulaşmak için daha ne olması lazım?
Akademik iletişim
Eski İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın danışmanı Prof. Dr. Ergün Yolcu’nun Sağlık Bakanı Memişoğlu’nun danışmanlığına atandığı açıklandı. Gazeteci dostumuz Cüneyt Polat, "o kadar meslek büyüğünüz dururken başka adam mı yok" diyerek atamaya itiraz etti. Ve faydalı tartışmanın fitilini ateşledi. Reaksiyon artınca karardan geri dönüldü. Yolcu’nun yetkinliğini bilmiyorum. Fakat şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bilhassa son on yılda siyasal iletişimdeki akademik baskınlık haberciliğe çok büyük zararlar verdi. Maalesef bu yüzden gazeteci gazeteci olmaktan basın basın olmaktan çıktı. Üzerine ciltler dolusu kitap yazılır.

