Kaydet
|

Tabii afetleri önlemek mümkün değil… Ama afetlerin tahribatını azaltacak tedbirleri almak mümkün. Bu tedbirlerin en başında da yanlış işler yapmamak geliyor! Mesela dere yataklarına bina yapmak gibi…

Kastamonu’nun Bozkurt ilçesini hatırladınız mı? Hani Ağustos 2021 yılında sel felaketinde tamamen harap olmuştu… Evler, iş yerleri, kamu binaları ve altyapı… Elektrik, su şebekesi, yollar vs. Ama en yıkıcı olanı hayattan kopardığı canlardı elbet! Altmış beş vatandaşımız o felakette can vermişti. Yedi kişi de kayıp olarak ilan edilmişti… Kayıplar aylarca arandı. Bozkurt ilçesinin başına gelen felaketin bu derece tahripkâr olmasının dehşetle farkına varıldığında iş işten geçmişti. Tam da su yolu üzerinde inşa edilen koca bir ilçenin kaçınılmaz sonu günlerce, aylarca konuşulmuştu. Ne var ki, artık çok geçti… Bozkurt’un yeniden inşası, bütün imkânlar seferber edilerek ancak üç senede tamamlanabildi… Vâkıâ Bozkurt felaketinin bir boy küçüğü, ondan tam bir sene evvel, 22 Ağustos 2020’de Giresun Dereli’de kendisini göstermişti. Bozkurt ilçesini su yatağına inşa eden mantıktan farksız aynı vahim hata, Dereli'nin irili ufaklı derelerinde ne var ne yok önüne katıp götürmüştü… Orada da can kayıpları yürekleri yakmıştı. Sel ve heyelan on bir vatandaşımızı hayattan koparmıştı. Kırk yedi vatandaş da yaralı kurtulmuştu. Ülkemizde derelerin taşmasından dolayı yaşanan kayıplar maalesef az değil.

Birkaç gündür konuştuğumuz İstanbul’un dereleri öteden beri her afet kapıyı çaldığında kendilerini hatırlatır. 2009 yılında Ayamama Deresi'nde çok büyük bir felaket yaşanmıştı hatırlayınız… Tam otuz bir vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Kimisi İkitelli’deki tır garajında kimisi servis minibüsünde, kimisi de kendi aracının içinde boğulmuştu… O felaketin ardından dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Kadir Topbaş, Ayamama Deresi'nde yüz tane binanın yıkılması gerektiğini söylemişti. Velakin bırakın bina yıkmayı, tam aksine o bölgede yüzlerce yeni bina dikildi… İstanbul’da her ciddi yağış gerçekleştiğinde taşan onlarca dere var. Bunların en meşhurlarından biri de Alibeyköy Deresi. İstanbul’da irili ufaklı yüzlerce dere var. Bunlardan yüz almış sekiz tanesi ana dere konumunda. Bu derelerin ve kollarının uzunluğu, 3.900 küsur kilometre. Bu çaptaki arazide periyodik dere ıslahı yapmak çok da kolay değil. Bir de Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin dere ıslahına verip vermediği öncelik meselesi var…

Türkiye bir deprem ülkesi… Türkiye bir afetler ülkesi. Özellikle Karadeniz bölgesi sel, heyelan vb. tabii afet bakımından öne çıkıyor. Lakin İstanbul kendine has konumuyla afetler karşısında en kırılgan metropol… Son birkaç gündür üzüntüyle izlediğimiz afet tablosu her şeyi açık açık anlatıyor!.. Özetle kendiliğinden yıkılan veya yıkılmaya yüz tutmuş binalar… Bundan böyle daha sık tekerrür edeceği tahmin edilen iklim olaylarına karşı ciddi hazırlık yapılmak gerekiyor. Şehircilik anlayışının günümüz iklim şartlarına göre yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Betonlaşmanın yaygınlaşması sebebiyle toprakla buluşamayan yağmur ve sel suları afete dönüşüyor… Kanalizasyon çaplarının yetersizliği ortada. Bu hâlde bile doğru dürüst yapılmayan rögar temizliğinin ne gibi sonuçlara yol açtığını çaresizce izliyoruz… Bir de açık bırakılan rögar kapakları var ki, apayrı bir mesele. Kaç tane vatandaşımız buralara düşerek öldü veya yaralandı?.. Caddeler üzerinde kaçak yapan elektrik direkleri… 14 yaşındaki çocuk göz göre göre, elektrik çarpmasından gitmedi mi? Bunun vebali kimin sırtında? Daha önce benzer olay İzmir’de vuku bulmuştu…

İstanbul’daki son afet dört vatandaşımızı hayattan kopardı. Megakentte can kaybının yüksek olmaması tek tesellimiz. Fakat bu son hadise bize gösterdi ki, afetler karşısında ciddi bir hazırlığımız yok. Yani daha yapmamız gereken çok şey var. Depreme dayanıksız yüz binlerce binanın bir an evvel yıkılıp yeniden yapılması veya güçlendirilmesi gerekiyor. Kentsel dönüşüm gayretleri son senelerde biraz olsun artış göstermiş bulunuyor. Ancak yeterli değil. Devletin ortaya koyduğu imkânların fonksiyonel hâle gelebilmesi için vatandaşların da sorumlu ve kanaatkâr hareket etmesi şart… Yıkılmaya yüz tutmuş veya yaşından dolayı her hâliyle çürüdüğü ortada olan binalarda oturmakta ısrar eden veyahut bu binaların kıymetini yüksek tutmaya çalışarak, daha fazla karşılık elde etmek için ayak direyenler, öncelikle kendi hayatlarını riske atıyor. Daha birkaç gün önce, İstanbul Maltepe’de kendiliğinden çöken ve beş vatandaşımızın ölümüne sebep olan bina bunun son örneklerinden biri… Bina yıkıldıktan sonra, (keşke müteahhitle anlaşabilmiş olsaydık) yakınmalarının faydası olmuyor ne yazık ki!..

Yeniden bu afet hadisesine dönecek olursak… Özellikle en fazla etkilenen Sarıyer İlçesi Ayazağa Mahallesi'ne baktığımızda meselenin ciddiyetini çok çarpıcı şekilde görebiliriz. Her biri yirmi beş otuz katlı binaların hemen yanında, âdeta göle dönmüş yolların hâli, mevcut şehirleşme durumumuzun pek yaman olduğunu bize anlatıyor galiba!.. Gökdelen yapmak tek başına marifet değil. Marifet planlı ve düzenli şehirler inşa edebilmek… Bugün İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropol şehirlerde en büyük problemlerden biri de otopark meselesidir. Ara sokaklara zar zor sığdırılmış milyonluk lüks arabalar, aslında şehirleşmemizdeki çelişkinin net birer fotoğrafıdır!..

Su baskınıyla konuya girdik, otopark derdine geldik. Unutmayalım, en büyük meselelerimizden biri de toplu taşıma... Kısacası trafik topyekûn şehircilik maceramızın özetidir...

Son söz; her şeye rağmen, İstanbul bu seferlik ucuz atlattı… Allahü teala beterinden saklasın! Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Hak rahmet eylesin. Kederdîde ailelerine sabır ve metanet versin…

İsmail Kapan'ın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.