Sünnet kelimesi, kullanıldığı yerlere göre anlamı değişiktir: Kitap ve sünnet ifadesindeki sünnet, hadis-i şeriflerdir. Farz ve sünnet ifadesindeki sünnet de, Peygamber efendimizin kendiliğinden emrettiği veya yaptığı ibadetlerdir. Bu sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüdâ: Camide itikaf etmek, cemaatle namaz kılmak, ezan ve ikamet okumak, sünnet olmak, beş vakit namazın müekked sünnetleri gibi, İslâm dininin şiârıdır. Peygamber efendimiz bunları devamlı yapmış, bir kısmını nadiren terk etmiş ve terk edenlere de bir şey dememiştir. Ara sıra terk ettiği [ikindinin sünneti gibi] sünnetlere, sünnet-i gayrı müekkede denir. Gayrı müekked sünnete, müstehap ve mendup da denir. Namazda müekked sünneti ve vacibi terk, tahrimen mekruh olur. Müekked olmıyan sünneti terk, tenzihen mekruh olur. Müstehabı terk ise, mekruh olmaz. Farz ve nafile ifadesindeki nafileye müekked sünnetler de dahildir. Nafileler, revatib ve regaib olarak ikiye ayrılır. Revatib, müekked ve gayrı müekked olarak farzlardan önce veya sonra kılınan sünnetlerdir. Regaib ise duha ve teheccüd gibi diğer nafilelerdir.
Âdet ile ilgili sünnetler Sünnet-i zâide: Resulullahın, ibadet olarak değil de, âdet olarak devamlı yaptığı şeylere denir. Elbise giymek, yatmak ve yürümek gibi âdetleridir. Bunları terk etmek mekruh değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Farza bağlı olan ve olmayan sünnet vardır. Farzdaki sünnetin aslı Allahın kitabındadır. Bu sünneti, [sünnet-i hüdâ''yı] almak hidayet, terki dalalettir. Diğer sünneti [sünnet-i zâide''yi] almak fazilet, terki ise günah değildir.)
İmam-ı Nevevî, (Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehaptır. Bunlara Sünen-i zevâid denir. Ayakkabı giyerken, misvak kullanırken, mescide girerken, heladan çıkarken, sadaka verirken, yiyip içerken sağdan başlanır) buyuruyor. Peygamber efendimizin böyle âdet olarak yaptığı zevâid sünnetleri yapmamak bid''at değildir. Bunları yapıp yapmamak, ülkelerin ve insanların âdetlerine bağlı olup, dinî hükümler değildir. Her ülkenin âdeti başka başkadır. Hatta bir ülkenin âdeti zamanla değişir. Bununla beraber, âdete bağlı şeylerde de [Bir özür yoksa] Resulullaha tâbi olmak, dünya ve ahirette insana çok şey kazandırır ve çeşitli saadetlere yol açar.
2 - Sünnet kelimesi yalnız kullanılmışsa, genelde İslâmiyet demektir. Hadis-i şerifte (Sünnetimi [İslâmiyeti] terkedene şefaatim haramdır.) buyuruldu.
(Ümmetimin arasında fitne, fesat yayıldığı zaman, sünnetime sarılana yüz şehit sevabı vardır) hadis-i şerifi, fitne zamanında, ehl-i sünnet ve cemaat itikadında olup, beş vakit namazı cemaat ile kılana yüz şehit sevabı verileceğini bildirmektedir. Bunun için, önce ehl-i sünnete uygun iman etmek, sonra haramlardan sakınmak, sonra farzları yapmak, sonra mekruhlardan sakınmak, sonra müekked sünnetleri, daha sonra da müstehapları yapmak gerekir. Bu sırada, önce olanı yapmıyanın, sonra olanı yapmasının hiç faydası olmaz ve önce olanı yapabilmek için, sonra olanı terk etmesi vacip olur.
Sünnet yol, iş gibi manalara da gelir. Bu sünnet de ikiye ayrılır: 1) Sünnet-i hasene, iyi çığır, iyi yol, iyi iş, iyi âdet demektir. 2) Sünnet-i seyyie, kötü çığır, kötü yol, kötü iş, kötü âdet demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Sünnet-i hasene çıkarana, [iyi bir çığır açana], onun sevabı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabı kadar sevap yazılır. Sünnet-i seyyie çıkarana [kötü bir çığır açana] da, onun günahı ve kıyamete kadar onu işliyenlerin günahı kadar günah yazılır.)
Buradaki Sünnet-i seyyie, (Bid''at-i seyyie) demektir. Âlimler, minare, mektep gibi güzel işlere, (Bid''at-i hasene) demişlerdir. İmam-ı Rabbanî hazretleri ise, minare, mektep gibi güzel işlere, (Bid''at-i hasene) yerine (Sünnet-i hasene) demiştir. (Sünnet-i hasene) çıkarmak çok sevaptır. Sünnet-i seyyie ise bid''attir,
Sünnetullah, Allahın sünneti, Allahın yolu demektir. (Sünnet-i Resulullah), Resulullahın sünneti, Resulullahın yolu demektir. Resulullahın yolu, Allahü teâlânın yolundan ayrı olmadığı hâlde, Resulullahın sünneti dendiği gibi, her sahabinin de sünneti olur. Mesela (Hz. Ali''nin sünneti) demek câizdir. Nitekim hadis-i şerifte, (Sünnetime ve Hulefa-i Raşidinin sünnetine sımsıkı sarılın!) buyuruldu.

