“Kalb meleklere mahsus bir evdir. Gadab, şehvet, hased, kibir gibi kötü sıfatlar, uluyan köpek gibidirler..."
Sual: İnsanda bulunan bazı kötü huylar için köpek gibidir tabirini kullanmak uygun olur mu?
Cevap: Bu konuda İmâm-ı Gazâlî hazretleri Mişkât-ül-envâr kitabında buyuruyor ki:
“Kalb meleklere mahsus bir evdir. Gadab, şehvet, hased, kibir gibi kötü sıfatlar, uluyan köpek gibidirler. Köpeklerin bulunduğu yere melekler girmez. Hadis-i şerifte;
(Köpek ve resim bulunan eve melekler girmez) buyuruldu. Bu hadis-i şerifteki evin kalb olduğunu ve köpeğin de, kötü huylar demek olduğunu söylemiyorum. Açık manalarına inanmakla beraber, yukarıdaki manaları da ilave ediyorum. Bu sözüm, Ehl-i sünnet vel-cemaati, Bâtıni denilen bidat fırkasından ayırmaktadır. Bâtıniler açık manaları terk edip, sapık manalar uydurmaktadırlar. Bir âyetin açık manası, başka âyetlerin açık manalarına uymazsa, o zaman bu açık manası bırakılıp tevil edilmesi, yani çeşitli manalarından uygun olanın verilmesi lazım olur. Böyle zaruret olduğu zaman, açık mana vermekte israr edenlere Hışvî denir. Bunun için, Kur'ânın zâhir ve bâtın manaları vardır denilmiştir. Hep zâhir manasını veren Hışvî, hep batın manasını veren Bâtınî olur. Yerine göre, ikisini birleştiren kamil, olgun Müslüman olur.”
Tasavvuf adamının sözünün ahkâm-ı islâmiyeye uygun olmadığını ancak zâhir ve bâtın ilimlerinde mütehassıs olan anlar. Tasavvuf âlimlerinin kullandıkları kelimelerin manalarını bilmeyen anlayamaz. Böyle zül-cenâhayn olmayan İbni Teymiyye ve Abdülvehhab oğlu gibi kimseler, Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin; “Sübhânî mâ a'zama şânî” sözünü İslamiyet'e uymuyor sanır. Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, bu sözün manasının kemâl-i tenzîh olduğunu uzun anlatmaktadır.
İslamiyet'e uymayan kimse, hârikuâde şeyler yapabilir. Bunlara keramet denmez, İstidrâc denir. Evliya olarak bilinen birisini görmek için, Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri giderken, onun karşıdan geldiğini ve kıbleye karşı tükürdüğünü gördü. Geriye dönüp;
“Bu adam, Resûlullah Efendimizin edeblerinden birine uymadı. Veli olamaz” buyurdu. Sırrî Sekatî hazretleri buyurdu ki:
“Tasavvuf, üç şey demektir: Verâ sahibi olmak ve Kitaba ve Sünnete uymayan bir şey söylememek ve keramet olarak haram işlememektir.”
Haram işlemeye sebep olana İstidrac denir. Verâ, şüpheli olanlardan da sakınmak demektir.

