Ruslar üçüncü kez Plevne’de, mağlup olduktan sonra burasının harp yolu ile zapt olunamayacağını anlamışlardı. Zira eylül ortalarında yalnız Plevne önlerindeki zayiatları, ölü ve yaralı olarak, 50.000’i bulmuştu.
Bu durumda ittifakla muhasara faaliyetine geçilmesine karar verdiler. Ordunun komutanlığına ise bu kez General Tottleben getirildi. Rus-Rumen ortak kuvveti yine yüz bini bulmuştu. Yüzlerce sahra topu da yerlerini almıştı.
Rusları Plevne önünde üç kez bozguna uğratan Osman Paşa, bir türlü gerekli yardımı alamıyordu. Bu durumda burasını savunmak artık imkânsız hâle gelecekti. Rus ordusu toparlanmadan birliklerini buradan tahliye ederek yeni bir yer tutmak istedi (14 Eylül). Ancak Osman Paşa’yı çekemeyen müşirler padişahın iradesine rağmen yardım işini savsakladılar. Sonunda paşalar tahliye için 29 Ekim’de izin verdiler ise de iş işten geçmiş bulunuyordu.
Osman Paşa yine de kuzeyde Müşir Mehmed Ali ve güneyde Müşir Süleyman Paşaların geleceğini sanmaktaydı. Buna rağmen erzakı tükeninceye kadar Plevne’de kalmaya devam etti.
Sonunda çaresiz duruma düşen Gazi Osman Paşa, 1 Aralık günü fırka ve liva kumandanları ile görüşmeler yaptı. Askerlerinin içinde bulunduğu acziyet ve sıkıntıları göz önüne alarak, aç kalıp teslim olmaktansa ölmek pahasına da olsa, huruç hareketinde bulunmayı daha münasip gördüler.
Gazi Osman Paşa, alınan kararın karşı tarafça sezilmemesi için huruç günü hakkında herhangi bir bilgi vermemişti. O andan itibaren yavaş yavaş hazırlığa başlanmıştı.
Sonunda vakit gelmişti. 9 Aralık akşamı Gazi Osman Paşa askerlerine şöyle konuştu: “Asker evlatlarım! Allah’ın inayetiyle son hamlemizi yapacağız. Bugün Zilhicce ayı içindeyiz. Bütün âlem-i İslâm kurban kanını akıtmaktadır. Burada bizim ise kesilecek kurbanımız yoktur. Biz de düşman kanı dökelim... Allah muininiz olsun!”
Osman Paşa, 34 bin kişiden oluşan ordusunu 10 Aralık sabahı ikiye ayırdı. Komutasına aldığı kuvvetlerle muhasara hattının yakınına kadar sokuldu ve Rusların bulunduğu ilk istihkâmlara saldırdı. Birinci fırka muhasara hattını yarmaya başladı. Bu sayede düşmanın 3 büyük istihkâmı ve 11 topu zapt edildi.
Ancak huruç hareketini tamamlamak için ihtiyata bırakılmış olan 20 bin kişilik kuvvet harbe vaktinde katılamadığından ileri hattakiler zayıf düştü. Osman Paşa bu durumu görünce ricate karar verdi. O esnada Rus-Rumen topçularınca açılan ateş sonucu bir şarapnel parçasıyla atı vuruldu. Kendisi de sol bacağından yaralandı. Huruç hareketi böylece geri püskürtüldü.
Plevne birlikleri şimdi önden ve arkadan kuşatılmıştı. Dört misli kuvvete ve on kat fazla topa sahip olan düşmana mukavemette bulunmak artık imkânsızdı. Bunu fark eden Osman Paşa maiyetindeki kumandanların ısrarıyla teslim olma kararı aldı.
Böylece 143 gün süren bir direnişin ardından Osmanlıların Tuna boyundaki son savunma noktası olan Plevne düştü. Gazi Osman Paşa esir edildi. Büyük bir kahramanlık destanının sayfaları bu şekilde kapanırken İstanbul yolu Ruslara açılmış oldu.
Senin kılıncın alınmaz!
Esir alınan Gazi Osman Paşa’nın bir koltuğuna doktoru Hasib Bey, diğer koltuğuna da Maiyet Ağası Yunus Ağa girmiş ve Paşa, imparatorun bulunduğu eve götürülmüştü. Kapıya vardıklarında oradaki yüz elli kadar Rus subayı hayranlıkla süzdükleri Osman Paşa’yı “Bravo Osman Paşa!” şeklindeki tezahüratlarla karşıladılar.
Merdivenden çıktıkları vakit imparator, bazı generallerle birlikte, kendisini odada ayakta beklemekteydi. İçeriye girildiği zaman imparator, tercümanı vasıtasıyla Gazi Osman Paşa’ya hitaben:
“Nereye gidiyordunuz ve bilmiyor muydunuz ki Rus askerleriyle muhasarada idiniz”, diye sordu. Osman Paşa da:
“Biliyordum, fakat tutabileceğim yere gitmek üzere askerinizi yarıp çıkacaktım”, mukabelesinde bulundu. Bu defa İmparator:
“Biz çok kalabalık idik. Niçin silahınızı terk etmediniz. Ölenler oldu” Osman Paşa:
“Devletim bana, düşmanımı gördüğüm hâlde silahını bırak demedi, kavga için gönderdi. Bazı kere düşman çok olduğu vakit de kazanılıyor. Nitekim bizim sizinle olan muharebemiz gibi”. İmparator bu sözler üzerine hararetle:
“Bravo... Senin gibi bir kumandanın kılıncı alınmaz. Burada ve Rusya’da kılıncınızı taşıyınız ve Rusya’da da bir müşir kabul olunacaksınız”.
İmparatorun Gazi Osman Paşa’ya kılıcını tekrar iade etmesi ve onu bir müşir seviyesinde addetmesi, aslında ona karşı olan takdir ve teveccühünün bir ifadesi idi.
Görüşme sonunda tekrar avluya inildiğinde Rus zabitleri yine "Bravo Osman Paşa..." diyerek kendisini alkışlamış ve kendisine, Rus geleneğince alınan esirin daha fazla esir muamelesi görmeyeceği manasını taşıyan, defne dalları sunmuşlardı.
Gazi Osman Paşa evvela Bugot’taki imparatorluk çadırına götürülmüş, burada merasimle karşılandıktan sonra kurulan güzel bir Kırgız çadırında her türlü bakım ve ihtiyacı karşılanarak tedavisi yapılmıştır.
İmparator, Gazi Osman Paşa’ya, esareti boyunca ailesi ve Babıâli ile haberleşme hususunda serbest olduğunu, kendisine her türlü kolaylığın gösterileceğini ve bu amaçla telgraf hatlarının emrine amade bulunduğunu belirtmiştir.
Gazi Osman Paşa, Bugot’ta kaldığı zaman zarfında gittiği her yerde yediden yetmişe herkesin büyük bir ilgi ve alakasıyla karşılaşmış, daha sonra ise trenle Rusya’ya gönderilmiştir.
II. Abdülhamid Han ise onu esaretten kurtarabilmek adına, bütün diplomasi yollarını denemiştir. Serasker Müşir Rauf Paşa’yı, yaver-i ekremlik ve fevkalade büyükelçilik payeleriyle hem bazı görüşmelerde bulunmak hem de Gazi Osman Paşa’yı alıp İstanbul’a getirmek üzere Petersburg’a göndermiştir.
Yapılan görüşmeler neticesinde Gazi Osman Paşa’nın İstanbul’a dönmesine müsaade olunmuştur. Yolculuk esnasında mihmandarlık vazifesinde bulunmak üzere meşhur General Nemikof, Gazi Osman Paşa’nın maiyetine verilmiş ve ayrıca Rus Çarı tarafından Paşa’ya, kahramanlığını takdir manasında, çifte kartal nişanı takılmıştır.
Gel benim kahraman Osman’ım!
Osman Paşa ve maiyetini taşıyan yat Karadeniz’de Hocabey Limanı’ndan yola çıkarak 13 Mart 1878 Pazartesi günü sabaha karşı kavaklardan geçerek Kız Kulesi açıklarına ulaştı.
Gazi Osman Paşa’nın gelmekte olduğunu haber alan İstanbul halkı sahile dökülerek bütün geceyi ayak üzerinde sabaha kadar geçirmeye razı olmuş ve büyük bir coşku ile kendisini beklemeye koyulmuştur.
Kız Kulesi açıklarına gelen Rus vapurunun bordasına, mevcut izdihamdan Gazi Osman Paşa’yı kurtarmak için, süslü ve ihtişamlı bir saltanat kayığı yanaşmış ve kendisini buradan alarak Paşa iskelesine götürmüşlerdir.
Paşa iskelesinde kendisini bekleyen saray erkânı ve mensuplarına ilaveten hazır bir hâlde bulunan Mabeyn mızıkası ve Enderun takımı kendisini muhteşem bir merasimle karşılamıştır.
Gazi Osman Paşa’nın bulunduğu araba Yıldız Sarayı’ndan içeri girince Sultan Abdülhamid Han “İşleri güzel Osman Gazi’yi bizzat kendim istikbal edeceğim,” diyerek merasim kaidelerini bir tarafa bırakarak merdivenleri inmiş ve kendisini görünce de kollarını açarak:
“Gel benim kahraman Osman’ım! Berhudar ol! Şan-ı milleti ancak sen muhafaza ettin. Vatan uğrunda yaptığın gazaya bütün cihanı hayran eyledin. Osmanlı askerliğinin şerefini sen göklere çıkardın. Senin gözlerini öpmek için hasretle ahdetmiştim. Gel ahdimi yerine getireyim. Gözlerini öpeyim”, diyerek karşılamıştır.
Merdivenleri ağır ağır inmekte olan padişahın kendisine doğru gelmekte olduğunu gören ve bu sözler karşısında duygulanıp gözleri yaşaran Gazi Osman Paşa Padişah’ın ellerine sarılarak:
“Şevketli Padişah’ım! Sağ kaldığım için gönlümde tek bir sevinç̧ varsa o da zat-ı şahanelerinin ayak türabına yüzümü, gözümü sürmek için nice yıllardır kalbimin en mahrem hücresinde cevher-i can gibi sakladığım mukaddes bir emelime ulaşmak içindi. Allahü teala hazretlerine hamdolsun ki bugün o şerefe de kavuştum" demiştir.
Gazi Osman Paşa’nın sözlerini bitirmesi üzerine Sultan Abdülhamid seryaver Mehmed Paşa’nın elleri üzerinde tutmakta olduğu altın kınlı ve mücevher işlemeli kıymetli bir kılıcı Gazi Osman Paşa’ya doğru uzatarak:
“Benim kahraman müşirim! Senin bu devlete ve vatana ettiğin fedakârlığa bundan münasip bir alamet-i mahsusa bulamadım. Bu da senin gibi bir gazinin kılıcıdır." diyerek hediye etmiştir.
Tarihi ve maddi kıymeti bakımından oldukça değerli olan bu kılıç Abdülhamid Han’a, ceddi Sultan II. Mahmud’dan miras olarak kalmış olup iki yüzünde altın kakmalarla gayet güzel hat yazıları vardı.
Osman Paşa bundan sonra devletine ne hizmetlerde bulundu ve neden cumhuriyet döneminde adı unutulanlar listesine girdi inşallah haftaya yazacağım.
TEFEKKÜR
Şevketlü Hamid Han sen binler yaşa
Mevla versin sana böyle çok paşa
Ol dem cihan bizi etsin temaşa
Mülk ü millete şan işte bu zattır.
(Destan-ı Osman Paşa’dan)

