Darbelerde başta bir cunta vardır. Bu cunta usûlüne uygun görünmek için darbe zâten askerî hiyerarşi ile yapılır. Ast üst seviyesi önemlidir. Kuvvet komutanları milleti ordu sistemiyle yönetir. Devrim komitesi icrâ hey’eti gibidir. Teşrî zâten Adâlet ve hukuk süngünün ucundadır. Yerleşmiş demokrasilerde darbe düşünülemeyen trajikomik bir olaydır.
Devrimler ve darbeler hemen gerçekleşmez; öncesinde bir oluşma dönemi yaşanır. Bu akış bütün dünyâda böyledir. Terör öyle bir seviyeye ulaşır ki, yapılan darbe, halk nazarında, ondan kurtuluş gibi gösterilir. Darbeyle gelen mutlak dikta rejimi halk arasında onlara nefes aldıran hayırlı bir hareket gibi algılanır. Çok geçmeden de yalancı bir meşrûiyyet kazanmak isteyen dikta cuntası, silâhların gölgesinde bir referanduma gider. Yeni bir darbe anayasası hazırlanır. Halk iki ucu pis bir dernekle sınanır. “Evet” dese bu anayasa yürürlüğe girer, “hayır” dese darbe yönetimi devâm eder ve parlamenter sisteme geçilmez. Gerçi yeni kurulan parlamento cumhûriyetin ilk yıllarındaki gibi halk oyuna tâbi değildir.
Darbelerde başta bir cunta vardır. Bu cunta usûlüne uygun görünmek için darbe zâten askerî hiyerarşi ile yapılır. Ast üst seviyesi önemlidir. Kuvvet komutanları milleti ordu sistemiyle yönetir. Devrim komitesi icrâ hey’eti gibidir. Teşrî zâten güdümlüdür. Kazâ da aynen böyledir. Adâlet ve hukuk süngünün ucundadır. Yerleşmiş demokrasilerde darbe düşünülemeyen trajikomik bir olaydır.
ÇEŞİTLİ ÜLKE DARBELERİ
Bunun bâzen istisnâları de görülebilir. Meselâ demokrasi kelimesinin doğduğu yer olan Yunanistan’da 1967’de albaylar cuntası iktidârı ele geçirir. Karşı darbe yapsa da başarılı olamayan Konstantin ülkeyi terk etmek zorunda kalır.
Dünyâya yeni bir bakış açısı getiren 1789 Fransız İhtilâli Bastil Hapishânesi’nin boşaltılmasıyla çok kanlı bir ihtilâle dönüşmüş, monark idâre yıkılmış, halka zulmeden idâreden sonra başa gelenler bu rejimi yerleştirmek için çok sıkı bir uygulamaya gitmiş ve ihtilâl komitesi aralarında uyumsuzluk yüzünden birbirlerini kırmıştır.
Lâtin Amerika ülkeleri, ABD gibi kapitalist ve piyasa hâkimi bir rejime sâhip değildir. 1932’den sonra istikrârı yakalayan ABD’de darbe ihtimâli yok hükmündedir.
Lâtin Amerika ülkeleri bir dönem darbelerle çalkalanmıştır. Darbe ihtilâli bu ülkelerde her zaman vardır. Çünkü halk müreffeh değildir ve uyuşturucu baronları dâima bir gölge rejim oluştururlar.
1973’te Şili’de Augusto Pinochet öncülüğündeki ordu, seçilmiş Sosyalist Devlet Başkanı Salvador Allende’yi devirmiştir. Allende darbe sonrası ölmüştür.
Peron da 20. asırda Arjantin’de milliyetçi popülist bir hareket ile sanâyileşme devrimi başlattı. Ancak o da otoriterdi. Ve o da darbeyle devrildi.
OSMANLIDA DURUM NEYDİ?
Osmanlıda tahttan indirilen pâdişah sayısı 7’dir. Katledilen pâdişah sayısı 4’tür. Îdâm edilen sadrıazam sayısı ise 44’tür. Ayrıca 11 sadrıazam ayaklanmalar sırasında ölmüştür.
Tabîîdir ki Osmanlıdaki bu olayları bir rejim tepkisi olarak görmemelidir. Yeniçeri başlangıçtan beri büyük bir silâhlı güç olduğu için bu olaylarda hep başroldedir.
Bozoklu Celâl’in başlattığı ve yüz yıl Osmanlının başına büyük dert açan bu Kızılbaş isyanları Kuyucu Murat tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştır.
Bir diğer isyan da Kızılbaş-Türkmen hareketi olan Şahkulu İsyânıdır.1511’de İkinci Bâyezid döneminde başlamıştır. Safevîler tarafından desteklenmiş ve sonunda Yavuz’un, Şah İsmâil seferine zemin hazırlamıştır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında da rejim dışı katil olayları olmuştur. Deli Halid Paşa’nın meclis koridorunda öldürülmesi, Ali Şükrü Bey ve Topal Osman katilleri de bu devrin dikkat çekici olaylarındandır. Bunların da fâilleri belli olmamıştır.
CUMÂ SELÂMLIĞI SÛ-İ KASDİ
Cumhûriyet dönemi öncesindeki en karışık devirde II. Abdülhamîd’e yapılan öldürme teşebbüsü son devirlerin en plânlı bir terör eylemidir. Edward Joris adlı Belçikalı bir terörist Sultân’ı öldürmek için kusursuz gibi görünen zaman ayarlı bir katil plânı hazırlamış, aparatları dışta hazırlanıp içeride monte edilen bir sistemi kullanan Ermeni teröristin korkunç plânı Allâhü te’âlânın “el-Mânî” sıfatıyla tecellî etmesi sonucunda akîm kalmıştır.
Bu hareket İttihâd ve Terakkî Cem’iyyeti’nin (İTC) sû-i kasd hareketlerinin mîlâdı sayılır. (Aşağıda İTC’nin işlediği siyâsî cinayetlere yer vereceğiz.)
ABD’DEKİ SANSASYONEL SÛ-İ KASDLER
ABD başkanlarına yapılan sû-i kasdler patolojik ve sansasyoneldir.
ABD’de öldürülen başkanlar da şunlardır: Abraham Lincoln, James A. Garfield, William Mc.Kinley, John F. Kennedy.
Başarısız hareketler ise, Theodore Roosevelt, Harry Truman, Gerald Ford, Jimmy Carter, Ronald Reagan ve Donald Trump’a yöneliktir.
Ayrıca Ağca’nın Papa’ya yapılan başarısız hareketi de ABD tipi olaylardan kabûl etmelidir; dînî bir yönü olma ihtimâli düşüktür.
Bir zamanlar Türkiye’yi çok meşgûl eden Ermeni Asala cinâyetleri de büyükelçilik mensuplarına yapıldığı için sözde Ermeni soykırım rövanşı gibi lânse edilse de bunların Batı kaynaklı terör olayları olduğu âşikârdır.
VE NİHÂYET ORTA DOĞU
Türkiye’ye yönelik ve ülkeyi bölmeye yönelik olayların en yıpratıcısı dış kaynaklı ve iç cepheli PKK terörüdür. 1984’te Şemdinli- Eruh katliamları ile devreye sokulan bu yıkıcı hareket, üzerimize oynanan en kapsamlı ve plânlı bir bölme eylemler dizisidir.
Orta Doğu 1890’lardan beri olayların yuvalandığı yerdir. Petrolün sanâyîdeki aslî görevi anlaşılınca bu hareketin kaynağı da ABD olmuştur. Gerçi bu serveti ABD’ye bırakmak istemeyen bütün dünyâ devletleri Orta Doğu’ya çöreklenmek istemişlerdir. Mîsâk-ı Millî ile sınırlarımız içinde kalan Musul ve Kerkük petrol havzalarına sâhip çıkamadığımız için, ilerleme imkânı da elimizden alınmıştır. Bu şekilde bağımlı bir ekonomik model mahkûmu yapılmış olduk.
Peki, çıban başı ve sonraki olayların hepsinde ateşleyici fitne unsuru olan İsrâil ne zaman devreye girdi? İsrâil, Sultan Abdülhamîd devri ile devlet kurma fitnelerine başladı. Büyük destekçileri Almanya ve İngiltere Abdülhamîd’i râzı edip toprak almak için çok hîleler yaptılarsa da Sultân’a baş eğdiremediler, ama bu, Koca Sultân’ın sonunu hazırladı. 1948’e kadar süren mücâdele sonunda dünyânın en büyük fitne ve terör devleti kurulmuş oldu. ABD’nin Orta Doğu üssü ve Siyonist-Evangelist rejimi, ABD’yi mahkûm ederek rampası te’sîs edildi.
O hâlde İsrâil, dünyâyı nasıl etkiledi? Filistin’de kurulan Filistin Kurtuluş Teşkîlâtı ve 4 Eylül hareketleri İsrâil’e karşı eylemler geliştirmek için kurulduysa da bütün dünyâya terörist ihrâç eder hâle geldi.
THKO mensupları ve Deniz Gezmiş’i yönlendiren yer de burası idi. Ayrıca “Kara Eylül” hizbi de Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nde yer aldı. Bu teşkîlât, 1972 Olimpiyatları’ndaki saldırıyla adını duyurdu. Ayrıca bu hareketle ilişkili Leylâ Hâlid eylemlerini de unutmamak lâzımdır. Bu hareketlerin tahrik sebebi hep İsrâil’dir. Başka yapılar da bu tahrikler sonunda kurulmuştur. Bunların dışında kurulan Şiî grupları bunlardan ayırmak lâzım. Hûsîler ve Nasrallah grupları bütün saldırılarını Sünnî gruplara yönlendirmişlerdir. Aslında ‘İkiz Kuleler’e yapılan saldırı ABD’nin Kuveyt hareketine zemin hazırlamıştır. Kısacası DEAŞ ve Lâdin hareketleri de ABD ve İsrâil plânı olarak nitelendirilmiştir.
31 Mart Vak’ası darbelerin aktif fay hatlarını teşkil etmiştir.
Türkiye’de 1960’taki ilk objektif darbe kesinlikle ABD kaynaklıdır. Ve ABD kaynaklı darbeler Türkiye’de sonraki darbelerinde sorumlusu olmuştur. Dünyâda bile pek görünmeyen bu darbe, bir başbakan ve üç bakanın asıldığı lânetle anılan bir demokrasi ayıbı olarak târihe geçmiştir.
Geleneksel olarak devrimlerin korunması ve devamlılığı için her 10 senede yapılan darbelerden biri de 12 Mart 1971’de yapılan yumuşak ve gâyesiz bir darbedir.
12 Eylül 1980 Darbesi dış etkili bir darbedir.
İTC ÇETELERİ SÛ-İ KASDLERİ
Önceleri bir meşrûtiyet istekleriyle başlayan İTC, değişik bir seçim tarzıyla meşrûiyyet zeminine oturmak istediyse de, darbeci karakteri onları hep çete hareketlerine zorlamıştır. Enver, Tal’at ve Cemal Paşa triumvirliği tam bir cunta ve anti-demokratik bir harekettir. Çünkü bunlar ihtilâl kökenlidir. İhtilâller rejimi yerleştirmek için çete ve sindirme hareketleri ile cinâyetler işlerler.
Bu siyâsî cinâyetler Avrupa patentli Jön Türkler ile başlamış ve son darbelere kadar devâm etmiştir.
Jön Türklerle başlayan cinâyetler ‘31 Mart Vakası’na zemin hazırlamıştır. Bunlar fedâî grupları kurmuşlar askerî birlikler düzeninde fâili meçhul cinâyetler işlemişlerdir. İlk eylemleri Enver Bey’in eniştesi Selânik Merkez Komutanı Nâzım Bey’e karşı yapılmıştır. Fakat bu hareket başarılı olamamıştır. (11 Hazîran 1908)
İkinci teşebbüs Mitroviçe 18. Nizâmiye Fırka Komutanı Ferik Şemsî Paşa’ya karşı yapılmıştır. 7 Hazîran 1908’deki bu cinâyetin fâili fedâî Mülâzım Âtıf Bey’dir.
II. Meşrûtiyet âdetâ cinâyetlere meşrûiyyet kazandırma rejimine dönüşmüştür. Bu meyanda Yüzbaşı Bahâeddin yine küçük rütbeli bir subay tarafından katledilmiştir. Bu arada iki yüzbaşı ile bir sivil cinâyetlere kurban edilmiştir.
Kâzım Karabekir’in ifâdesine göre Selânik’ten yetişmiş, on tetikçi fedâî istenmiştir.
Meşrûtiyet’ten evvel başlayan cinâyetler Meşrûtiyet’le birlikte cânîleri kahramanlaştırma psikozuna dönüşmüştür.
Ahmet Emin Yalman’a göre hedefte muhâlif gazeteciler vardı. Ona göre muhâlif gazetecileri yıldırmak için sokak ortasında vuruyorlardı.
Hüseyin Câhid Yalçın, “Sultan Mahmûd Türbesi önünde alenî işlenip fâili bulunamayan bir diğer cinâyet de İsmâil Mâhir Paşa’ya karşı işlenmiş, bir ateşle ölebilen adama altı el ateş edilmiştir” diyor.
H. Câhid bu hareketi bir zaaf olarak nitelemiş ve bu şekilde halkı yıldırmakla başarılı olamayacaklarını ifâde etmiştir. (Hüseyin Câhid Yalçın, 31 Mart Provası ve Kendisi, Yakın Târihimiz c.2, ss, 130-179, 1962 İstanbul)
Bu târihlerde Mîzancı Murâd’ın hizmetinde olan Ahrar’dan Zeki Bey Galata Köprüsü üzerinde ve en kalabalık ortamda; Mahmûd Sâmi Bey de aynı şekilde katledilmiş yine fâiller bulunamamıştır. Sonra İTC muhâlifi Mehmed Sâim Bey yine Galata Köprüsü üzerinde bir subay tarafından öldürüldü; kâtil yine bulunamadı. Yine Serbestî Gazetesi Başyazarı Hasan Fehmî Bey 7 Nisan 1909’da yine Galata Köprüsü’nde öldürüldü; kâtil yine yok.
Burada garip olan şu: Galata Köprüsü’nün giriş ve çıkışlarında inzibat karakolu vardır, kâtiller de bellidir, ücretleri de tahsîsât-ı mestûreden ödenmektedir. En bilinenleri Rizeli Lâz Emin ve Üsküdarlı Vâhid’dir. Yine gariptir bunlar gidip teslîm olurlar, ama İhtilâl’den sonra serbest bırakılırlar. Hasan Fehmî Bey cinâyeti gibi bâzı cinâyetler de siyâsî ihtilâl cinâyetleriydi. (Necmettin Alkan, Selânik İstanbul’a Karşı, ss. 82-83, Timaş Yay. 2011)
Şimdi ortalığa çıkıp da “Biz Genç Osmanlıların ve İttihâdçıların devamıyız” diyenlere sormak lâzım: Bu cinâyet çetelerine mi sâhip çıkıyorsunuz? Mensûbiyetimiz bunlara mı demek istiyorsunuz? Çok düşündürücü…
GÜNÜMÜZE YANSIYAN İTC USULÜ CİNÂYETLER
Ülkemiz 1968 öğrenci olayları ile tedrîcen terör batağına saplanmaya başladı. Mâsum öğrenci olayları gibi başlayan hareketler bir süre sonra siyasetçilere, yazarlara, sendikacılara, bilim adamlarına ve halk arasında bilinen tanınan kişilere uzandı.
Olaylar plânlı bir şekilde adım adım ilerliyordu.
1970 Haziran ayında İÜ Edebiyat Fakültesi Türkoloji koridorunda Yusuf İmamoğlu devrimciler tarafından şehîd edildi.
1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda halka ateş açılması sonucu 34 kişi öldü; 130’dan fazla kişi yaralandı.
Olaylar sağ ve sol gruplara yöneliyordu. Genelde ele geçen silâhlar o zamanki Komünist Bulgaristan kaynaklı idi ve cinâyetler sağ ve sol gruplara karşı bu silâhlarla işleniyordu.
Meselâ sağ cenahtan Hamid Fendoğlu, İlhan Dârendelioğlu, İsmâil Gerçeksöz ve Gün Sazak en tanınmışları idi.
Sol cenahtan, Bedrettin Cömert, Abdi İpekçi, Bedri Karafakioğlu, Câhit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Nihat Erim, Savcı Doğan Öz, Abdi İpekçi ve Kemal Türkler ses getiren cinâyetlerdi. Bunlar her sınıftan tanınmış kimselerdi.
OLAYLARA KILIF ARANIYOR
Olaylar evvelâ sağcı-solcu öğrenciler arsında başladı. Sağ grubu Ülkücü-Milliyetçi öğrenciler, sol grubu ise sosyalist komünist tandanslı öğrenciler temsîl ediyordu.
Daha önce Aralık 1978’de Maraş Olayları, Çorum Olayları genelde Alevî- Sünî, lâik-antilâik grupları çatıştırıyordu.
Ve nihâyet istenen olmuş, 12 Eylül 1980 Darbesi yapılmıştır. Tuhaftır yıllarca süren olağanüstü hâl ve sıkı yönetimle bastırılamayan olaylar bir gecede bitiverdi. İfâde çok netti: Biz olayların olgunlaşmasını bekledik. Yâni isteseydik önceden de durdurabilirdik, ama istemedik anlamı çok net değil mi?
Darbeden hemen sonra CIA Ankara İstasyon şefi Poul Henze’in “Our boys have done it” (Bizim çocuklar başardı) sözü çok ifşâ edildi.
1984 Şemdinli-Eruh baskınıyla, başı Suriye ve Irak’ta kuyruğu Türkiye’de olan PKK terör teşkîlâtı devreye girdi. Bu en tehlikeli gruptu. 60 binden fazla insanın ölümüne ve bir sürü şehîdimize mâl olan bu teşkîlât dış güçlerin amacı ile kurgulanmıştı. Zamanımıza kadar 2,5 trilyon dolar gibi bir mâlî yüke ulaşan bu hasar vatanımızı kan gölüne çevirdi. Bütün Türk ve İslâm düşmanları bize yönelik bu saldırılara destek verdi.
İşte böyle aziz milletimiz, İTC ile başlayan yıkım projeleri değişik adlarla birbirimizi kırdırmaya devâm ediyor.
Vatan, bayrak ve din dâvâsı belli bir gruba ihâle edilmemeli. Bu bayrak, bu din bu vatan hepimizin. Kabûl edersiniz veyâ etmezsiniz. O sizin bileceğiniz bir şey…

