"İşte böyle bir sevdanın ikinci günü; o ölümüne sevdiğimi; aynı koru altında, bir başka arkadaşla kol kola gördüğümde dünyam başıma yıkılmıştı!"
Oyuncu arkadaş, geçmişte yaşadıklarını iç geçirerek anlatıyordu:
-O gece pek ziyade çiydüşmüş, her taraf bembeyaz kesilmişti. Dükkânlar henüz açılmakta, halk yarı uykulu, mahmur geçip gitmekte, otobüsler, taksiler etrafı gürültüye boğmaktaydı. Hiçbiri de umurumuzda değildi. Biz başka âlemlerdeydik, belki uzayda...
Üsküdar’a doğru uzaktaki sandallardan hazin bir gazel sesi gelmekte... Dolunay Yûşâ Tepesi'nden beş on mızrak boyu yükselmiş, etrafına hafif beyaz bulut parçacıkları üşüşmüştü... Hava hemen hissedilmeyecek kadar serin, deniz de o nisbette dalgalıydı. Elimde olmayarak sevdiğime; “Ölünceye kadar beraberiz değil mi” demiş hiç beklemeden “elbette” cevabını alarak ne çok sevinmiştim.
İşte böyle platonik bir sevdanın ikinci günü; o ölümüne sevdiğimi; aynı koru altında, bir başka arkadaşımın kollarında gördüğümde dünyam başıma yıkılmıştı. Aldatıldığıma mı, aldandığıma mı ağlayacağımı bilememiş, ne kadar da kahırlanmıştım! O gün bugündür cesaretimi toplayıp evlenmedim ve bir yuva kuramadım biliyor musunuz?
- !!!
Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Herkes pek hüzünlenmişti. Ben de anlattıklarıma bin pişmandım.
Sanatçımızın, bu hazin hatırasını yenileyen şey; ihtimal şu mehtap âlemi olmuştu…
Köyümü, köy hayatımı ve köy usulü evliliğimi anlatırken bunun gibi ve belki bundan daha garip, acıklı aşk hikâyeleri gözlerinin önünden akıp geçmişti. O zaman ile bu zaman arasında, o şehirle, bu şehir arasında ne kadar büyük farklar vardı? Aman Allah’ım!
Durgun suya baktım ve dedim ki:
Âh ölebilsem!
Mâdemki yok ağlayacak mevtime kimsem…
Varını yoğunu katmakmış sevda.
Canını Canana satmakmış sevda.
Sevenler beraber gezip tozarken,
Yolculuk başlayıp derken elveda,
Bağrına taş basıp yatmakmış sevda.
İsteyene balı ve şekeri verip,
Zehirleri kendi yutmakmış sevda.
Belâ yağmurları yağarken her an,
Gözlerin yaş dolu derken elveda,
Şükür secdeye kapanmakmış sevda.
Aşktan mahrum olan bu derdi bilmez,
Malıyla denize batmakmış sevda.
El âlem yangından kaçıp dururken,
Elini sallayıp derken elveda,
Ateşe kendini atmakmış sevda.
Hasretiyle gece gündüz ağlayıp,
Gözlerin şükrünü yapmakmış sevda.
HOCA der, kaş ile göze değil bu,
Şeytana, nefsine derken elveda,
Allah’ın emrini tutmakmış sevda.
***
KAYBOLAN ya da MÂNÂ DEĞİŞTİREN KIYMETLERİMİZ“EŞ” ve “KARI” kelimeleri HAKKINDA...
Basit bir suâlle başlayalım bugünkü yazımıza: Sevdiğinize, hayat arkadaşınıza nasıl hitap edersiniz? Şefkat ifadeleri mi daha ağır basar, merhamet mi? Bir tutam sevgi mi ilave edersiniz yoksa ceberut, emreden nefret tohumları mı saçarsınız? Yoksa her ifade edişiniz, her sesiniz bir feryat olarak mı çıkar? Hakikaten hiç düşündünüz mü? Siz sesinize ilave olarak neyi yakıştırırsınız?”DEVAMI YARIN

