Kaydet
a- | +A

Türkiye''de belki de dünyanın hiçbir yerinde rastlanamayacak olan bir şiddet yasası çıkarıldı. Gerekçe, spor saha ve salonlarında giderek tırmanan adını ne koyarsanız koyun, medeniyet dışı davranışları önlemekti. Ama gelin görün ki; kanun çıkmadan önce de, çıktıktan sonra da bir farklılık göze çarpmıyor.

Haaa bir tek farkla adam ölürse; güvenlik güçleri de, evsahibi olmak hasebiyle sorumluluk taşıyanlar da, devlet de, hükümet de yani kısaca Türkiye coğrafyasında kim varsa, ayağa kalkıveriyor.

Ama ya adam ölmezse... Bakın ne oluyor? Bayanlar Basketbol Avrupa kupasında talihsiz şekilde kurada eşleşen iki Türk takımı ortada. Bu eşleşmenin ilk maçında büyük gerginlik yaşanıyor. Hem de taaa basketbolun genel kurulundan esintiler alarak... Sonra bu maçın rövanşına geliniyor. Şimdi burada şiddet yasası çıkartanlara, saha ve salon medeniyeti dışı davranışlarına, demeç yarışmaları sunanlara soruyorum: 1) Bu iki Türk takımı arasındaki ilk oyunu gerginleşmiş karşılaşmayı neden büyük bir salona almadınız? Örnek mi, işte size Abdi İpekçi.

2) Büyük bir teknik hata yaparak iki sokak arasına sıkışmış 500 kişiyi bile zor barındıran bir salona maçı alıyorsunuz da, oraya sadece 2 polis göndermeye utanmıyor musunuz? Acaba salon küçük de, seyirciye yer kalmaz mı diye polis yollamadınız? 3) Kadıköy gibi ilçelik konumundan çoktan çıkıp, Türkiye''nin belki de 4''üncü büyük vilayeti olacak özelliklere kavuşmuş bir ilçede güvenlik böylesine mi başıboş bırakılmıştır. 4) Benim bildiğim spor yönetmelikleri içinde evsahipliğini üstlenmiş olanlar müsabakaların her türlü başlayış sürüş ve bitiminden sorumlu değiller midir? Öyleyse, maç başlamadan açık ve net bir şekilde ortada duran tablo için ek güvenlik başvurusu yapılmaz mı? 5) Böylesine gerilmiş ve de çıkan olaylar sebebiyle 25 dakika durmuş bir müsabakayı herhangi bir yeni güvenlik önlemi alınmamış olmasına rağmen o ortamda maçı oynatan hakemler suçlu değiller midir? Oysa, benim bildiğim basketbol hakemleri bu ülkenin en cesur düdük çalma uzmanlarıdırlar. Aynı hakemler, sadece bir kulüp başkanının "Ben hallettim" mesajıyla bu maçı yönetmeye nasıl devam etmişlerdir? 6) Müsabaka sonrası televizyon kameralarına ve gazete sütunlarına yansıyan kan gölü nasıl oluyor da, böylesine vurdumduymazlıkla karşılanmıştır? Acaba adam ölmedi diye mi? Oysa, daha dün 30 bin kişilik bir stadın içinden eli bıçaklı zorbayı yakalayan Emniyet, aynı profili veren veya verenleri avuç içi kadar bir yerde nasıl enseleyememiştir? 7) Tatlı bir rekabetle başlayıp kanla biten bir spor müsabakasının sonrasında yaralayanlar ve yaralananlar tekrar ediyorum, avuç içi kadar bir yerde nasıl bulunamamışlardır? Yoksa, o medyaya yansıyan kırmızı sıvıları o salonun büfesini işleten sevgili dostum Yalçın, ketçapla mı taklit etmiştir? Bu Yalçın kardeşime o günkü güvenliği tek başına bıraksalardı, ne polise, ne kulüp başkanına, ne de başkaca birine ihtiyaç olurdu. Çünkü Yalçın kardeşimi 50 senedir tanırım. Kadıköy''de bileğini büken daha çıkmamıştır. Şimdi bu sorulara cevap verecek devletten, hükümetten, spor teşkilatının en üst yerlerinden, bu ülkenin güvenliğinden sorumlu kişilerden ve kulüp yöneticilerinden cevap bekliyorum. Ama gelecek muhtemel cevabı da sanki biliyorum... "Adam ölmedi ya kardeşim!"