Kaydet
a- | +A
KÜS KOMŞU ERMENİSTAN -1- Osman Sağırlı ve Cemil Yıldız ERİVAN'da... Türkiye'den göç eden Ermenilerin çocukları son nefeslerini Anadolu'da vermeyi arzuluyor Başlarken 24 Nisan'da ABD başkanı soykırım diyecek mi? Bu soru Türkiye'nin ve Ermenistan'ın değişmeyen gündemi. Derken 24 Nisan'a da bir gün kaldı. Öncesinde her ne kadar Başbakan düzeyinde bir ABD çıkarması yapılsa, ya da büyükelçimiz geri çağrılmış olsa da; iki ülke de 24 Nisan'a odaklanmış durumda. Peki Ermenistan ne düşünüyor? Anneleri babaları Türkiye'den gitmiş olan Ermeniler bu durumu nasıl değerlendiriyor? Merak edip yollara düşüyoruz....
Anadolu'da ölmek istiyorum
Başlık ResmiAnadolu'da ölmek istiyorum
ANADOLU HASRETİ Vanlıların Erivan'da kurduğu derneğin başkanı Ramik Honvanyan ve kadın başkan yardımcısı 84 yaşındaki Aida Banıryan, arkadaşımız Osman Sağırlı'ya, Türkiye'ye dönmek ve hayatlarının geri kalanını orada yaşamak istediklerini söyledi.
Anadolu'da ölmek istiyorum
Başlık ResmiAnadolu'da ölmek istiyorum
YOĞUNLUK BAŞKENTTE Denize kıyısı olmayan Ermenistan'ın; Gürcistan, Azerbaycan, İran, Türkiye ve Nahçıvan bölgesi ile sınırı var. Tarihî yapılarıyla dikkati çeken başkent Erivan, 1 milyon 100 bin kişilik nüfusuyla ülkenin yüzde 35'ini barındırıyor. DERNEK KURMUŞLAR Anne babaları Van'da doğan, ancak tehcirle birlikte yaşadıkları toprakları terk eden Ermenilerin çocukları, Erivan'da atalarının doğduğu yerlerin ismiyle dernekler kurmuş BURADA NE ARIYORUM? Vanlı Ermeniler Derneği Başkanı Ramik Honvanyan "Ermenistan'da ne işim var? Babamın Van'daki yerinden bir toprak parçası versinler, orada ölmek istiyorum" diyor. Ermenistan'a gidecek uçağa bindiğimizde, çantalarımızı koyacak yer bulmakta güçlük çekiyoruz. Ermeniler, Türkiye'den dönüşte, götürebildikleri kadar çok malzeme götürüyor. Bir buçuk saatin ardından uçak Erivan'a iniyor. Uçağın durmasını dahi beklemeyen Ermeni yolcular bütün ikazlara rağmen telefonlara sarılıyor. "Ayo, ayoooo" nidaları arasında kabin ekibinin anonsları kaybolup gidiyor. Bizi karşılayacak Diran'dan ses seda yok. Ancak daha önceden pasaport kontrolüne girmeden önce vize almamız yönündeki ikazlarına uyup doğruca kuyruğa giriyoruz. Formları doldurup, 13 dolarlık vize ücretini de ödüyoruz. Bir süre bekledikten sonra pasaport polisi şöyle yakışıklı bir görüntümüzü alıyor ve mührü basıyor, ver elini Erivan... İSTANBULLU GİBİ... Diran hemen kapının önünde bizi bekliyor. O bazıları gibi tabelaya isimlerimizi yazmamış ama eski bir İstanbullu olması hasebiyle hemen kendini ele veriyor. O bizi ararken biz onu buluyoruz... 50-55 yaşlarında 1.70 boylarında, hafif sakallı. İstanbul'da görsen "yabancı" demezsin. İşte öyle bir adam. 11 yaşına kadar İstanbul'da yaşamış. Barsak ustası olan babasının aldığı cazip iş teklifleri sonrasında Almanya'ya gitmiş. Orada eğitimini tamamladıktan sonra askerlik için tekrar Türkiye'ye gelmiş... LAS VEGAS'A MI GELDİK? Bunları ayak üstü anlatan Diran, "Daha çok konuşuruz, burada sabah Türkiye'den 2 saat erken olur. Şimdi gidelim, otelinizde dinlenin" diyor. Havaalanından dışarı çıkıyoruz, 70 model Mercedes bir taksi çeviriyor, Ermenice konuşup pazarlık ediyor, fiyatta anlaşıyor. Yola koyuluyoruz, yağmur şiddetini gittikçe artırıyor. Sağlı sollu casinolar dikkatimizi çekiyor. "Las Vegas'a mı geldik?" sorumuza Diran bozuluyor. "Sormayın, bunlar Erivan'ın yüz karası. Eskiden şehir merkezindeydiler, kanun çıkardılar, güya dışarıya aldılar. Tam da havalimanı yoluna koymuşlar. İmajımızı zedeliyorlar, dilerim buradan kaldırılırlar" diyor. 20 dakikalık yolculuğun ardından oteldeyiz. Kayıt işlemleri yapılıyor ve anahtarımızı alıyoruz. "Odada su var mı acaba?" sorumuza resepsiyondaki görevlilerden biri, "Evet beyefendi odalarımızda su var' diye Türkçe cevap veriyor. Adı Nubar'mış, dedeleri Eleşkirt'ten gelmiş, Türkçe'yi de aileden öğrenmiş. "DOLAR ALMAYIZ" İNADI Sabah 09.00'da Diran, otelin oda telefonunu çaldırıyor. Ve bizim için gün başlıyor. Elinde kabarık bir liste, "Bunların hepsiyle tek tek görüşeceğiz, acele edelim" diyor. İlk iş olarak araba kiralama servisine gidiyoruz. "O var mı? Bu evrak nerede? Parayı kim ödeyecek? Arabayı kim kullanacak? Aracınız dizel ha! Otomatik vites unutmayın..." uyarılarıyla 20 dakika kaybediyoruz. Tam sıra para ödemeye geliyor, bu defa da "Biz dolar almayız" diyor kadın görevli. Kartla ödeyelim teklifimize "Amerikan Express de olmaz, illa Dram (Ermeni parası) olacak" diyor. Bizim için de "dram" başlıyor. Şakır şakır yağmur altında parayı nerede bozduracağız be kadın? El mahkum bulacağız artık. O dükkan senin bu market benim, nihayet bir elektronik eşya dükkanında derdimiz çözülüyor. Parayı ödüyoruz. "Hadi arabayı verin gidelim!" Ne kolay! "Far buradan yanıyor, silecek şuradan çalışıyor, bu vites bu ayna!.." "Bu da direksiyon mu?" diye soruyoruz. Adam uyanık "kaptınız bu işi" diyor!.. YENİ BİR KRİZ ÇIKACAKTI! 'Jeep'in koltuğuna oturmamızla trafik polisi ensemizde bitiyor. - Işıkta geçtin, ver ehliyeti. - Hangi ışıkta geçtim? - Kırmızıda geçtin. - Ne kırmızısı kardeşim sarıydı bir kere... Yeni bir Türk Ermeni krizi daha çıkacak ki araya Diran giriyor: "Memur bey onlar gazeteci. Türkiye'den geldiler" diyor. "Arkadaşlar kimliklerinizi gösterin" diyerek bizi de ikaz ediyor. İş tatlıya bağlanıyor. VANLILAR DERNEĞİ "Eeee Diran, yok mu şöyle Türkiye'den gelip burada yaşayan bir iki adam?" diyoruz. Diran, James Bond çantasını açıyor ve bir koçan evrak çıkarıyor. Karıştırıyor, karıştırıyor "Bu numarayı bir arayalım" diyor. Episkopos Sahag Masalian'ı arıyor. "Ayoo Diran" diye başlayan konuşması "Mersi" diye bitiyor. Bize dönüp, "Amcası ölmüş iki gün aramayacakmışız" diyor. Sonra "Sizi Vanlılar Derneği'ne götüreyim" diyor ve bir iki numara çeviriyor, Ermenice bir şeyler konuşuyor. "Haydiii gidiyoruz" diyor ve buluşma adresi olarak opera binasındayız. Koltuğunun altında dosyalar olan 70 - 80 yaşlarında bir adam kırık Türkçe ile "Hoş geldiniz" diyerek bizi karşılıyor. "Ben Vanlıyım biliyor musunuz?" diyor. "Yaa öyle mi, neresinden?" diye başlayan sohbetimiz uzadıkça uzuyor. Vanlıların Erivan'da kurduğu derneğin başkanı Ramik Honvanyan... O da soykırım iddialarına inananlardan. Ama konuşurken zaman zaman duygulanan Honvanyan, "Ben buraya ait değilim. Ermenistan'da ne işim var? Ben buranın insanı bile değilim. Burada garip kaldım. Bana babamın Van'daki topraklarından sadece bir ev yapacak kadar yer versinler, buradaki her şeyimi bırakırım. Türkiye'ye gider Türk vatandaşı da olurum. Ne olur bu isteğimi yerine getirin. Ben Erivan'da ölmek istemiyorum. Türkiye'de ölmek istiyorum. Acaba Türkiye bunu kabul edecek mi? Hep merakla bekleyeceğim" diyor. TAZMİNAT HAYALLERİ Ermeni iddialarına dayanak olarak Aksa Sigorta kayıtlarının bir örneğini gösteren Honvanyan, "Tehcir sırasında ölen veya öldürülenlerle ilgili belgelerde dedemin ve babamın isimlerini de kayıtlarda buldum. Aksa Sigorta'nın mağdurlar listesinde de isimleri var. Ancak yaptığım sayısız başvurulara rağmen bize tek kuruş tazminat ödemediler. Bunlar da bizi oyalıyor. Zaten şu ana kadar daha bir kişinin bile tazminat aldığını görmedim" diye dert yanıyor. Honvanyan tazminatı almaları halinde oğlunun bu parayla Van Edremit'teki bir kiliseyi onaracağını söylüyor. Görüşme sonrasında opera binasından ayrılırken, Ramik Honvanyan ve Aida Banıryan dışarıya kadar bizi uğurlayıp, "Tekrar hoş geldiniz, ayağınıza sağlık" diyerek gözden kaybolana kadar el sallıyorlar.
Anadolu'da ölmek istiyorum
Başlık ResmiAnadolu'da ölmek istiyorum
ERİVAN'DAN AĞRI DAĞI Zirvesi 4 mevsim boyunca erimeyen kar ve buzulla kaplı Ağrı Dağı, Türkiye'nin doğu ucunda, Doğubeyazıt'ta yer almakta. Ermenistan'ın da 32 km güneyinde bulunan dağa Erivan tarafından bakıldığında Hor Virap Kilisesi de görünmekte... Erivan'ın "en"leri > Gençler için en ideal dil Türkçe. > En büyük düşman Azerbaycan. > Muhtemel dost Türkiye. > Yasak kelime Karabağ. > En sevilen lider Sarkozy. > En büyük hayal Batı Ermenistan (Doğu Anadolu). > En büyük korku sınır kapısının açılmaması. > En çok seyredilen yer Ağrı Dağı (Ararat). > En çok nefret edilen isim Yusuf Halaçoğlu. > En karışık isim Obama. > En sevilen sanatçı İbrahim Tatlıses, en sevilen grup Mor ve Ötesi... > En çok sevilen yemek İskender. > En çok seyredilen Türk televizyon kanalı TRT 1.
Anadolu'da ölmek istiyorum
Başlık ResmiAnadolu'da ölmek istiyorum
84 yaşındaki Aida Banıryan (Peynircioğlu) "Babamın altınları Van'da" Vanlı Ermeniler Derneği'nin Başkan Yardımcısı 84 yaşındaki Aida Banıryan (Peynircioğlu) şunları söylüyor: "O olaylar olmasaydı ben Van'da dünyaya gelecektim. Babam da annem de Vanlı. Babam yedi dil bilen, Amerika'da eğitim görmüş saygın bir kişiydi 1912 yılında Türkiye'ye döndüğünde Van şehir merkezine yerleşmiş. Gidip o evi de buldum. Kalıntıları da duruyordu. Oralara gitmeyi çok istiyorum. Çünkü ben oraya aitim. Tehcir sırasında Iğdır Valisi, babamı kendi elleriyle sınıra kadar getirmiş. Babam altınları da Van'daki evimizde bırakmış, her şeyini orada bırakmış. Bugüne kadar babamın evine 7 defa gittim. Son gittiğimde evin her tarafının delik deşik olduğunu gördüm. Muhtemelen babamın altınları da gitmiştir. Babamdan ayrıldıktan sonra Muradiye'ye yerleştik. Yedi kilisenin olduğu yerde 120 hektar toprağım var. Bakın elimde Osmanlı tapusu da var, üstelik orijinal. Artık ne olmuşsa olmuş, acıları elbette unutamayız ama memleketimde yaşamak istiyorum. Biz her şeyimizi oraya vermişiz. 80. yaş günümü Van'daki Akdamar Kilisesi'nde kutladım. Artık iyice yaşlandım. Oraya her gidişimde 'acaba bir daha görebilecek miyim' diye üzüntü içinde dönüyorum. Ne olur bana son nefesimi, anne babamın doğduğu topraklarda vermem için yardım etsinler. Bütün dileğim ve son arzum budur..." YARIN: Başkan Obama 'soykırım' demeyecek...
ÖNE ÇIKANLAR