Delikanlı, takım bayrağını montunun altına yerleştirdikten sonra heyecanla yola çıktı. Sabahın erken saatleriydi ve yılın derbisine gidiyordu. Böyle günler "normal insanlar" için sıradan günler olabilirdi ama futbolseverler hele de taraftarlar için heyecan, coşku hatta korku dolu özel zamanlardı. Delikanlı, montunun altına gizlediği takım bayrağını eliyle bir kez daha kontrol ettikten sonra, minibüse bindi.
Az sonra olacakları düşündükçe heyecanı artıyordu. Kameralar, fotoğraf makineleri onu çekecekti; gazete ve televizyonlarda boy gösterecekti. Minibüsten indikten sonra, şöhretin eşiğinde birisi olarak kaldırımları adımlıyor, stada yaklaşıyordu. Stadın önü, beklediği gibiydi. Coşkulu evsahibi takım taraftarları, fotoğraf makinelerini ve kameraları gördükçe, hançerelerini yırtarak bağırıyordu. Delikanlı, basın mensuplarıyla onlara kollarını sallayarak şiddetle slogan pozları veren coşkulu kalabalığın arasına girdi. Montunun altından bayrağı çıkarmaya başladı.
Daha bayrağın ucu göründüğü anda dünyası karardı! Çünkü, takım sevgisini öfke ile göstermeyi yaşam biçimi haline getirmiş taraftar grubu, rakip takımın bayrağının daha ucunu görür görmez, delikanlının tepesine üşüştüler. Kim, neresini bulursa vuruyordu. Tam bir holigan linci yaşanıyordu. Delikanlı kanlar içinde yerde debelenirken bile tekmeler savruluyordu vücuduna... Bu arada, bayrağı montunun altından çıkarıp almışlar, çoktan ateşe vermişlerdi bile... Canlı yemini parçalamış ve bu "zaferini" kendi kabilesinin geleneklerine uygun olarak kutlayan bir yamyam grubunu andırıyordu yanan bayrağı çiğneyen bu insanlar... Bu tip "münferit" olaylara yetişmekte hep geciken polis, yerde çırpınan gencin tümüyle hayatını kaybetmesine ramak kala araya girdi. Oysa ölümden dönen bu delikanlı da, onu dövenlerle aynı taraftandı; bütün yapmak istediği, rakip takımın bayrağını kameralar önünde yakmak üzere oraya getirmiş olmasıydı... Ama bunu söylemeye bile fırsat bulamadı. Bayrak da yandı, kendisi de...

