Kaydet
a- | +A

Bu maçla ilgili yazı görevi aldığımda, ağdalı teknik yorumun ötesinde bizim basketbolla ilgili düne, bugüne ve yarına fiyonklu nasıl bir paket hazırlarım diye düşündüm. Tarihiyle, o tarihin içinden geçmiş sayısız kültürüyle, koca İstanbul'a bu salonu neredeyse 25 senede yapamayan biz Türklerden iyi bir basket takımı çıkar mıydı? Düz mantıkla baksan olmaz. Ama Hidayet, Ersan, Semih, uzun Ömer, Cenk, Ender ve Tunçeri'yi; yani takımın yüzde 75'ini iki kıtaya ihraç etmiş bir ülkeden de iyi bir Milli Takım tabi ki çıkacaktı. Çıktı da...

Yani basketbolda inanılmaz çelişkiler yaşayan Türkiye, tipik oyun kurucusu olmamasına rağmen atlet oyunculardan kurulu Fransa'yı adeta salona gömdü.

Müthiş bir savunma inadı ve özelliğine yapışan takımımız, hücumda da hayli çeşitlemeyle dış şutlarda iyi bir yüzde yakalamanın yanı sıra, içerden de ezici oldu. Bu dünya şampiyonası; takımıyla, kenar yönetimiyle ve dün akşam oynadığı salonu 25 yılda yapabilmesinin yanı sıra Antalya gibi dünya turizm beldesine salon yetiştirememesiyle ülkemiz gerçekleri açısından ne kadar dikkat çekici oldu, değil mi?

Baskebolda skorboarda bakmadan oynamak, yani fark ne kadar açılırsa açılsın, basketbolun hele hele bir dünya şampiyonasında sürprizlerine yakalanmadan disiplinli kalmak, doğrusu övgüye değerdir.

Oyuncuların dün akşamki müthiş performanslarını ortaya koyarken, izin verirlerse Hidayet'in sağ eliyle turnikeyi potanın dışına çıkarken sol eliyle içeriye atışına ayrı bir bölüm ayırıp, hayranlığımı ifade etmek isterim...

Hadi çocuklar, Slovenya'da çok tanıdık oyuncu var. Yani rakibin sırları cebimizde olarak oynayacağız. Hadi bakalım...

ÖNE ÇIKANLAR