(hikâye: 341)
Özel bir televizyonun yeni yapılandığı 1993 yılıydı.
Bu televizyonun İstanbul''a yakın illerden birindeki temsilcisi, şehrin yüksek bir yerine verici kurdurmaya çalışıyordu. Vericinin konacağı arsanın satın alınması gerekiyordu. Televizyon arsa için gerekli olan parayı temsilci durumundaki muhabirine gönderdi. Muhabir işlemleri yürütürken, merkeze telefon etti: - Arsanın tapusunu kimin adına yaptıralım? Televizyon, temsilcisine güveniyordu: - Kendi üstüne yaptır, dediler. H Televizyon yayınına başladı.
Yıllar birbirini kovaladı ve altı sene sonra temsilci ile televizyonun arası açıldı. Temsilci işten çıkarıldı. Tahmin ettiğiniz şey oldu; temsilci, "Bu arsa benim, kapı gibi tapum var" diyerek oradaki televizyon vericisini kaldırttı. Arsa, şehre hakim bir tepedeydi ve eski temsilci buraya üç katlı bir ev yaptırdı. Hem de, kendisinin yerine o televizyona temsilci olan asker arkadaşını da kiracı olarak alt katına oturttu. Yani, televizyonun eski temsilcisi ile yeni temsilcisi, gasp edilen arsaya yapılmış bir binada şimdi altlı üstlü oturuyordu. H Bir akşam sohbet ederlerken yeni temsilci, kendisinin de televizyondan ayrıldığını söyledi. - Yüklü bir tazminat aldım, dedi. Yatırım yapmak istiyorum. Gel bu binayı bana sat. Kaç para istersen vereyim. Adamın zaten şehrin merkezinde evi vardı, yüksek bir fiyat biçti. Anlaştılar. Ağustos ayıydı. - Daha yeni taşındık biliyorsun, bu yazı burada geçirelim, bu kez ben senin kiracın olayım. Kışın evi boşaltırım, dedi. Onda da anlaştılar. Binayı ve arsayı satın alan son temsilci, ertesi gün gidip tapuyu televizyon adına çıkarttı. Çünkü, temsilcilikten ayrılmamış, kurumun kendisine gönderdiği para ile arsayı televizyon adına -bir kez daha- satın almıştı. Keşke herşey bu kadar olsaydı... Birkaç gün sonra büyük bir deprem -şehrin yarısını ve- binayı yerle bir etti; televizyonu dolandıran birinci temsilci, eşi ve iki çocuğuyla enkazda can verirken, ikinci temsilci ve eşi aynı binadan sapsağlam kurtuldu! Ve halen o televizyonda çalışıyor.

