Kaydet
a- | +A

Televizyonun sihirli kelimesini buldum; "fark." Bütün mesele, başkalarından "farklı" olmak...

Üstün, bilgili, yakışıklı, güzel değil, "farklı." Ama bu "farklılık" asla "oynanamaz", "...mış gibi" yapılamaz, doğuştan farklılıktan söz ediyorum. Sanatçılık da "doğuştan farklılık" değil midir aslında? Frank Sinatra, Zeki Müren sesini sonradan mı kazandı? Ray Charles, İdil Biret sihirli parmaklarına sonradan mı kavuştu? İbrahim Tatlıses''e travestiyi, Aydın''a Maho Ağa''yı oynatırsanız, farklı bir şey olur, izlenir.

Diğer dört halim-selim kaynanadan farklı olduğu için Semranım fenomeni çıktı ortaya... Erman Toroğlu bodoslama konuştuğu için, Hatemi hoca düzgün konuşamadığı için sürekli ekranda... Örnekleri dünyaya yayabiliriz; Collina''yı diğer hakemlerden ayıran salt başarısı değil, saçsız oluşudur. Higuita''yı diğer kalecilerden ayıran şeyin uzun saçları ve kaleyi bırakıp hücuma çıkması olduğu gibi...

İlhan Mansız''ın saçları dökük olsaydı, sergilediği futbol onu şöhret yapmaya yetmezdi; ama Zidane''nın diğer meslektaşlarından "farklı" futbolunun uzun saça ihtiyacı yok.

Popstar yarışmalarından onlarca genç geldi geçti, Ajdar saçmaladığı için program program dolaştı. (Bu anlamda bazı spor yazarlarının şansı yüksek!)

Hikaye şudur; "farklılığının" altını dolduranlar kalıcı oluyor, bütün şöhretini farklılığına borçlu olanlar köpük gibi uçup gidiyor.

Futbol kadın oyunu! Lig TV''de "Futbol Gündemi" programı... Bayan sunucu ve üç bayan futbol yazarı... İlgi çekiciydi. Kadınların el attığı işi ne kadar ciddi tuttuğunun çarpıcı örneklerini sergilediler. Farklı bakış açılarını ortaya koydular. Türk futbolu ve Avrupa ligleri hakkında "herkes gibi" konuştular ama, formaların renk uyumunu, yaka biçimini, takım renkleri ile sahanın yeşil zemininin ahengini, oyuncuların saç stillerini anlatarak futbolun yelpazesini genişlettiler.

Benim için daha çarpıcı olanı, kullandıkları zengin dil, edebi ve düzgün cümleler kesinlikle erkek meslektaşlarına fark attı.

Kiminin kaybı, kiminin kazancı Bizim gibi insan türüne ne denir bilmiyorum.

Bir dostu önemli bir makama geldiğinde onunla, o görevde bulunduğu süre içinde konuşmak istemeyen tür... Farzı muhal, dostunuz Milli Takım hocası oldu. "Hayırlı olsun" demek için bile aramak istemiyorsunuz.

Çok düşünürüm bunu ve bütün veriler iki adrese çıkar: Birincisi, dostunuz önemli bir makama geldi ya, acaba bir menfaat için mi arıyor, şüphesinin korkusu... İkincisi mesleki endişe; o görevde bulunduğu süre içinde sıkı fıkılığınız devam ederse, nasıl eleştireceksiniz adamı? "İş başka, dostluk başka" sözü geniş yürekli insanların düsturu olabilir, ben yapamıyorum.

Mustafa Sarıgül''ü de kaybediyoruz galiba...

Ağlarsa anam ağlar... mı? Felaketlerimizi başka biriyle taksim etmek saadettir, fakat annelerle değil, annelerle değil. Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş (güçlendirilmiş) olur. Çocuklarının felaketini iki kat şiddetle hisseden anneler, bu ıstıraplarını çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişte büyüdükçe büyür. ... Halbuki mesele çok basit: İnsan hastalanır ve ölür. ... Sofradaki münakaşanın çirkin bir çocuğu doğdu: Sükût. (Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Peyami Safa)

ALTINI ÇİZİYORUM

Hiçbir şeye sahip değilseniz, hiçbir şey kaybedemezsiniz. (William Shakespeare)

TÜRK''ÜN

BİRİ

BİR GÜN...

Devlet Hastanesi Acil Servisi''nde görevli sağlık memuru Serkan Atasoy, gemi tayfası Cüneyt Veli''den iki saat yerine bakmasını istedi. Arkadaşının yerine oturan Cüneyt Veli, elini kesen bir adama dikiş atarken bir doktor tarafından yakalandı. (Sakarya)

VAY HAYVAN

VAY!

Kızıl tilkiler, kar altındaki fareleri hisseder; yaklaşık bir buçuk metre yukarı zıplayarak kafa üstü farenin bulunduğu yere pike yaparak avını yakalar.

SAHİBİ BELLİ SÖZLER "İyi akşamlar Türkiye...

Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa..."