> KRİTİK Fatih Terim ve Türk hakemleri
"Bundan sonra kendi ülkemde çalışmayacağım kesin. Milli Takım''da çalışan ve takımı dünya üçüncüsü yapmış olan bir arkadaşımız var. Milli Takım''da da çalışmayı düşünmüyorum." (Fatih Terim, 20 Mart 2004) ...
"Bundan sonra yaşadığım sürece Türk hakemlerine tek kelime edersem, bana ne söylerseniz söyleyin." (Fatih Terim, 16 Kasım 2005) ... Ne söyleyebiliriz ki?
Türkiye''de çalışmayacağına göre, Türk hakemleri ile de yolu kesişmeyecek demektir.
İleriye doğru ne söyleyebiliriz ki? *** Belki geriye doğru bir iki şey söylenebilir: İlk kez bir Türk teknik adam ile bir Türk hakemini buluşturan Fiorentina - Tirol maçında sürekli itirazı sebebiyle Orhan Erdemir tarafından sahadan çıkarıldı.
G.Saray - F.Bahçe maçında Luciano''nun elle oynamasını görmedi diye Muhittin Boşat ile ciddi şekilde tartıştı.
G.Saray - Adanaspor maçında Ümit Karan''ın elle attığı golü ikaz eden yardımcı hakem Erhan Sönmez ve iptal eden orta hakem Bülent Demirlek''ten senelerce yakındı. *** Milli maçın bir yararı daha...
> NOT FIBA, yarışı kaybeden Türkiye''yi masa başında Dünya Şampiyonası finallerine aldı.
Almanlar, Türkiye nasılsa 2006''ya gelir diye Türk bayrağını finalistler tişörtüne bastı. Herkesi düşman görmeyelim. Türkün Türkten başka düşmanı yoktur.
> DETAY Gelecek de bir gün gelecek Şüpheniz olmasın; çok değil bundan yirmi otuz yıl sonra futbol çok değişecek. Kuralları, şekli, sponsorları, formaları... Bunda da yayın hakkını elinde bulunduran televizyonlar başat olacak. Türkiye-İsviçre milli maçı da bazı şeylere ışık tutacak belki... FIFA Başkanı "Milli maçlarda milli marşların çalınmamasından" bahsediyor. Belki Şampiyonlar Ligi marşı gibi, sırf milli maçlar için "tek ve ortak bir marş" bestelenecek.
Futbolcuların maç öncesi olduğu gibi maç sonrası da seremoni yapmaları ve tek tek el sıkışmaları kurala bağlanacak. Musibetimizin bile futbola faydası olacak!
> OKUMUŞ NOT ALMIŞIM Luur... orda dur! (Da Vinci Şifresi/Dan Brown) "Uç uca ekleniş üç Eyfel Kulesi uzunluğundaki Louvre (Luur) Müzesi, at nalı şekliyle Avrupa''daki en uzun binaydı. Bir ziyaretçinin bu binadaki 65.300 sanat eserini beş günlük bir süre içinde görebileceği tahmin ediliyor."
... "Duvarların tepelerine yerleştirilen güvenlik kameraları, ziyaretçilere açık bir mesaj gönderiyordu: Sizi gözlüyoruz. Hiçbir şeye dokunmayın. Langdon kameraları işaret ederek, "Aralarında gerçek olan var mı?" diye sordu. Fache başını iki yana salladı, "Elbette yok." Langdon buna şaşırmamıştı. Bu büyüklükteki müzelerin video kameralarla izlenmesinin fahiş bir maliyeti vardı ve etkili değildi. Kontrol edilmesi gereken binlerce metrekarelik alanıyla Louvre''un gözetleme işi için yüzlerce teknisyene ihtiyaç olacaktı. Büyük müzelerin çoğu artık ''çembere alma sistemini'' kullanıyordu. Davetsiz bir misafir sanat eserlerinden birini yerinden çıkardığında, galerinin etrafındaki çıkış bölmeleri kapanıyor ve hırsız, polis gelmeden önce kendini parmaklıkların arkasına hapsediyordu." ... "O muazzam ününe rağmen Mona Lisa sadece yetmiş sekiz santime elli üç santim ebadındaydı. Louvre''un hediyelik eşya dükkânında satılan posterlerinden bile daha küçüktü. Mona Lisa Louvre''a getirildikten sonra iki kez çalınmıştı. Parisliler sokaklarda ağlamış ve hırsızların tabloyu iade etmeleri için gazetelere ilanlar vermişlerdi." ... "İsviçre''nin bankacılıkta gösterdiği gizlilik hakkında sağladığı ün, ülkenin en fazla gelir getiren ithal ürünlerinden biri olmuştu. Gizlilik kanunları uyarınca emanetler polis teftişinden korunduğu ve hesaplar isimler yerine numaralara açıldığı için, hırsızlar mallarının güvende olduğunun ve asla bulunamayacaklarının bilinciyle rahata eriyordu."
> SAHİBİ BELLİ SÖZLER "Kaçakçılar, hırsızlar, uğursuzlar! İstanbul''a kafanızı kopartmaya geldim!" (O.T.)

