Basketbol otoritesi değilim. Gerçi bu günlerde bu eksiklik için şükretmek lazım! Basketbol yazarlarının durumu ortada iken... Neyse mevzu o değil.
Turgay Demirel yeniden seçildi. Bunca aleyhte kampanyaya rağmen... Tebrikler! Olayın beni ilgilendiren kısmı şudur: Yıllar önce bir Spor Şurası yapılmıştı. Oradaki konuşmacılardan biri -rahmetli- Ulvi Yenal ''dı. Sözlerini unutamam: "Türkiye''de federasyon başkanlarının geleceği, bir bakanın iki dudağı arasında... Oysa Avrupalı başkanlar yıllarca aynı koltukta oturabiliyor. Hatta, istikrar sürsün diye federasyon başkanlarını babadan oğla devrettikleri oluyor, soyisim değişmesin diye... Türkiye''de iki günde bir başkan değiştiği için, bizim başkanlar Avrupa''ya çıktı mı kimse onları tanımıyor. Ellerini lütfen sıkıyorlar." İşte, 12 yıllık tecrübesiyle 2010 Dünya Kupası''nı Türkiye''ye getirebilen Turgay Demirel ''in bir 4 yıl daha görev yapacak olması bu bakımdan önemli... Bu ismin Turgay olması değil keyfiyet; Lütfi de olabilirdi, Ahmet de, Abdurrahman da...
Önemli olan 12 yıl su üstünde kalabilmek...
Yüzüne bulaştırmak...
Derler ki, 2007''de dalya diyecek olan Fenerbahçe, 100. yılında bütün branşlarda şampiyon olabilmek için, futboldan sonra basketbolda da istediği başkanı seçtirdi. Futbolun başındaki Levent Bıçakçı Galatasaraylı... Basketbolun başındaki Turgay Demirel Galatasaraylı...
Aziz Yıldırım şampiyonluklarını bu Galatasaraylılar eliyle elde edecekse, bu başlı başına bir başarıdır ve yeminle, kutlamak gerekir!
Kar - deş İsim benzerliğinden çok edebi benzerliğimiz sebebiyle aşağıya aldığım iddialı "Kar" şiirinin iddiasız şairi, aynı isimli bir takım deli saçması "eserler" kadar tantanalı olmasa da "Sessiz Hikaye" adlı kitabını sessizce piyasaya sürdü efendim. "Kar"da dikkat edilecek husus, ayaktan başlayıp kafaya kadar çıkan tanelerin, aslında hepimizin ömründen eksilen zamanın tezahürü olması...
Kar Ah şu deli mevsimin haşarı yumurcağı Kedi gibi dolaştın durdun ayaklarıma..
Bir inat yüzünden mi, -kıskanıp aynaları- Buz dansına kaldırdın, vurdun topuklarıma
Şu rû-yi zemin sana kifâyet etmedi mi Gâh baldırıma çıktın, gâh diz kapaklarıma
Gün oldu göstermedin, gizledin âfitâbı Bıraktın dayanılmaz sızı bacaklarıma..
Bazen de pencereme dokundun çisil çisil Taşıdın ötelerden sesler kulaklarıma..
Bu ne muammadır ki, dondurdun durdun beni Değince eridin sen oysa dudaklarıma...
Ben bâd-ı saba gibi beklerken okşamanı Kırk''ı aştı vuduğun şamar yanaklarıma...
Kevserden aldım diye övünürken rengini Tadından bırakmadın biraz damaklarıma...
Aylar oldu kapattın süt-liman âsûmanı Perde çektin ufkuma ve göz kapaklarıma..
Bir ömür örseledin serâpâ bedenimi Maziyi nakış nakış ördün şakaklarıma.. (Cevdet Yücel Söztutan, 1994, Erzurum)
ALTINI ÇİZİYORUM
İki tür insan daima açtır. Biri bilimi arayan, diğeri de parayı... (Cat Stevens)
TÜRK''ÜN
BİRİ
BİR GÜN...
Aynı işyerinde biri gece, biri gündüz çalışan ve her ikisi de motosiklet kullanan baba-oğul, biri işe, öteki eve giderken kavşakta karşılaştı, birbirlerine selam vermek için ellerini kaldırınca çarpışıp her ikisi de öldü. (Konya)
VAY HAYVAN
VAY!
Hayvanlar dünyasında blöf çok yaygındır. Kurbağa, baş edemediği yılanla karşılaşınca vücudunu iyice şişirip hava doldurur. Kimi böcekler yem olmamak için ölü taklidi yapar. Küçük yılan cansızmış gibi dilini düşürüp, ceset kokusu bile yarar
SAHİBİ BELLİ SÖZLER "Birileri bunlara İstanbul''un ne olduğunu gösterecek!"

